1Forum.Net  

Go Back   1Forum.Net > Kültür ve Eğitim > Ödev Arşivi > Türk Dili ve Edebiyatı
Sosyal Gruplar Oyun Dünyası Yasaklılar Listesi Etiketler Arşiv Rss


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12/05/07, 11:34 AM   #1 (permalink)
Normal 1üye
 
cersav - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1 Bilgi
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: Smyrna
Mesajlar: 35
Konular: 12
Ruh Halim:
1 Karizma
Rep Gücü : 2
Rep Puanı : 20
Rep Seviyesi : cersav is on a distinguished road
Teşekkür Sayısı : 9
Gösterdiği Tepki : 0
0 mesajına 0 kez tepki gösterildi
Arrow Roman İncelemesi-Yeşil Gece

ROMAN İNCELEME PLANI


A. Roman Hakkında Bilgiler


1. Romanın Adı: Yeşil Gece
2. Romanın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN
3. Basıldığı Yer ve Tarih: İstanbul–2006
4. Sayfa Sayısı: 263


B. Romandaki Olayın İncelenmesi

1. Olayın özeti

Şahin Efendi Anadolu’nun küçük bir kasabasında dünyaya gelmişti. Babası ilmiyedendi ve onu kendisine halef yapmak istiyordu. Bir gün bütün dünyayı gölgesi altına alacak yeşil bayrağın bir gönüllüsü olarak yetiştirmek istiyordu. Çocuğun daha ilk tahsilini bitirmesine lüzum görmüyor; başına bir yeşil sarık alarak memleketinin medresesine gönderiyordu.
Şahin medreseyi uzun süre yadırgadı. Medrese hocalarının onun üzerine düşmesiyle birlikte değişti. Artık kendi dersleriyle uğraşıyor, ateşli bir şekilde çalışıyordu. Fırsat buldukça etrafı gözlemliyordu. Hocalarının, etrafındaki arkadaşlarının ne kadar dar görüşlü, bağnaz ve çıkarcı olduklarını fark etmeye başladı. O, çalıştıkça daha ileriye gitmek istiyordu. Fakat medresede ona öğretilenler belirli bir yerde kalıyordu. Hocalarının ağzından bir hak ve hakikat sözü duymak için çok uğraşmıştı. Hocaları dini ve ilmi çıkarlarına alet etmiş kimselerdi. Genç softa, hocalarının nasıl insanlar olduğunu anladığı vakit, kendini kitaplarına verdi. Gece gündüz ebedi hayatın var olup olmadığını araştırıyor ve uzun uzun düşünüyordu. Bu konu hakkında birçok hocasına başvurdu. Fakat hiçbirinden cevap alamadı. Bir gün medresesi dışındaki bir hocaya bu konuyu açtı. Hocanın verdiği cevaplar karşısında bu düşüncenin ne kadar yersiz olduğunu anladı. Artık medresesinden ve hocalarından soğumuştu. Orada geçirdiği her gün ona azap gibi gelmeye başladı.
Meşrutiyetin ikinci senesiydi. Şahin Efendi medreseden çıkmış, darülmuallimine girmişti. Burada gerçekler hakkında, ilim ve fen hakkında birçok şey öğrendi. Aynı zamanda ateşli bir milliyetçi haline geldi. Darülmuallimini bitirdiğinde bir iptidai muallimi olmuştu. Artık en büyük gayesi Anadolu’ya tayininin çıkmasıydı. Oradaki halkı aydınlatmak istiyordu. Tayininin İstanbul’a çıktığını öğrenince Maarif Nezareti Şube Müdürü Basri Bey’e gitti. Tayin yerini, tayini İzmir-Sarıova’ya çıkan bir arkadaşıyla değiştirmek istediğini söyledi. Basri Bey kısa bir nutuk çektikten sonra tayin yerlerini değiştirdi.
Şahin Efendi Sarıova’ya gitti ve kasabayı beklediği gibi buldu. Dağ yamaçlarında eski bir kasabaydı. Kendisi kasabaya Emir Dede Mektebi başmuallimi olarak gelmişti. Sarıova’ya geldiği gün bir tesadüf eseri kasabanın belli başlı adamlarını tanımış, haklarında bilgi sahibi olmuştu. Maarif müdürünün yazıhanesinde karşılaştığı Eyüp Hoca’nın koyu bir softa ve kasabada kuvvetli bir adam olduğunu anladı. Bu adamı yapacağı işlere karşı büyük bir tehdit olarak görüyordu. Zaten Sarıova’ya gelir gelmez softalığın bu kasabaya ne kadar büyük bir kudretle hâkim olduğunu anlamıştı. Softanın silahına softalıkla karşılık vermek gerektiğini biliyordu.
Aynı gece kasabada bir ziyafete katıldı. İdadi müdürü ona kasabanın önde gelen adamlarını tanıtıyordu. Kasabada sözü dinlenen bir softa olan Müderris Zühtü Efendi’yi, softalığını siyasetle birleştiren ve yeşil ordu kurulmasını hayal eden İttihat ve Terakki Katib-i Mesulü Cabir Bey’i, çıkarcı ve korkak bir adam olan Mutasarrıf Müfit Bey’i tanıttı. Şahin Efendi idadi müdürüne kasabada milletine sadık Cumhuriyetperver Türkler yetiştirmek istediğini söyledi. Kasabada ne yapmak istediğini bir çırpıda söylemiş oldu. Sarıova’da yapmak istediği inkılâbı tek başına yapamayacağını biliyordu. Bunun için güvenilir müttefiklere ihtiyacı vardı. Bunlar da ancak ilim, fen adamları; iyi tahsil görmüş memurlar ve milliyetçi muallimler olabilirdi.
Gündüzleri mektebinde uğraşıyor, akşamüstlerini kahvehanelerde veya muallimler yurdunda geçiriyor, gece yatmaya gidiyordu. Yanlış yapmaktan korkup ihtiyatla hareket ediyor, hoş bir dille konuşuyordu. Kısa sürede kasabaya alıştı. Mektepte Rasim adında bir muallimle tanışmıştı. Çok zeki ve ateşli bir çocuktu. Şahin Efendi onu en büyük müttefiki olarak görüyordu. Kısa sürede çok iyi arkadaş oldular ve aynı evde kalmaya başladılar. Geceleri uzun uzun konuşurlar, kasabadaki planlarından bahsederlerdi.
Şahin Efendi’yi mektep konusunda en çok uğraştıran şey bina meselesi oldu. Bina barınılmaz bir haldeydi. Oysa yeni bir bina yapmak için uygun bir arsa vardı. Yeni bir bina meydana getirmeyi şimdilik yapılacak işlerin en uygunu olarak gördü ve oradan oraya koşmaya başladı. Şahin Efendi herkese anladığı dilden konuşuyordu. Önce müderris Zühtü Efendi’ye sonra Cabir Bey’e, belediye reisine, yerli zenginlerden birkaçına müracaat etti. Şahin Efendi kimine Allah’tan, kimine ilimden, kimine millet ve hamiyetten bahsetmişti. Sonunda hepsi bu hayırlı teşebbüse katılmaya razı oldular. Az bir zaman sonra bina hakkında meseleler çıkmaya başladı. Bunların birincisi plan meselesi oldu. Şahin Efendi’nin beğendiği planlara her taraftan itirazlar yağıyordu. Şahin Efendi bunun üzerine belediyede çalışan Necip isimli bir mühendise başvurdu. Atak ve taşkın bir adam olduğu için adı deliye çıkmıştı. Deli Necip’le çok iyi anlaştılar. Necip de açık fikirli ve milliyetçi bir insandı. Bir gece Deli Necip elinde bir planla Şahin Efendi’ye geldi. Şahin Efendi’nin beğendiği bir planı süslemiş ve bir İslam mimarisi gibi göstermişti. Şahin Efendi planı beğendi. Ertesi gün plan belediye meclisinde kabul edildi.
Fakat inşaat başlayacağı zaman ilkinden daha zorlu bir mesele çıktı. Binanın yapılacağı arsanın içinde bir medrese vardı. Harap bir haldeydi ve yıkılması gerekiyordu. Fakat yıkılacağı zaman Eyüp Hoca’nın bir oyunuyla medrese yıkılamadı. Yıkım alanı çok kalabalıktı. Yıkım emri verildiğinde ihtiyar bir adam elinde kazma en önde koşmaya başladı. Tam kazmayı vuracağı vakit yere düşüp bayıldı. Ayıldığında ruhani, ihtiyar bir adam gördüğünü ve elindeki sopasıyla başına vurup bayılttığını söyledi. Şahin Efendi bunun Eyüp Hoca’nın bir oyunu olduğunu hemen anladı.
Hükümet caddesi de medresenin önüne gelip dayanmıştı. Medresenin yıkılması gerekiyordu, fakat kimse buna cesaret edemiyordu. Deli Necip çok iyi bir plan yapmıştı. Bir cuma günü öğlen vakti ezan okunurken bir kaza oldu. Deli Necip kullandığı silindiri medresenin çürük duvarına bindirmişti. Herkes camide olduğu için hiç kimse zarar görmedi. Deli Necip kasaba komiserine bağırarak medresenin yıkılmak üzere olduğunu söyledi. Medrese çembere alındı. Kısmen yıkılmış bina tamamen yıkıldı. Deli Necip’in planı işe yaramıştı.
Komiser Kazım Efendi’nin bu işte çok yardımı dokunmuştu. Komiser Kazım Efendi, Şahin Efendi’nin talebelerinin birinin babası idi. Şahin Efendi az bir zaman içinde bu adamın temiz ve zeki bir adam olduğunu anlamıştı. Şahin Efendi kendine bir müttefik daha kazanmıştı.
Hafız Eyüp, Şahin Efendi’yi saf dışı bırakmak için birçok girimde bulundu. Ona önce zengin bir medresede müderrislik önerdi. Fakat Şahin Efendi oyunun farkına vardı ve bu teklifi reddetti. Hafız Eyüp’ün ikinci teşebbüsü Şahin Efendi’yi zengin bir mahalle imamının kızıyla evlendirmekti. Şahin Efendi bu seferki kurnazlığı daha çabuk anladı. Başında bir aileyle, elinin kolunun bağlanacağını biliyordu. Şahin Efendi’yi kuşkulandırmaktan korkan Hafız Eyüp üçüncü teşebbüsünü bir başkası vasıtasıyla yaptı. Başmuallime pek ucuz bir fiyatla bir bağ teklif ediliyor, parası yoksa az bir faizle borç para vaat ediliyordu. Şahin Efendi bunu söyleyen adamın yüzüne kahkahayla güldü. Şahin Efendi, Hafız Eyüp’ün ne kadar tehlikeli bir adam olduğunu daha iyi anlamıştı. Hafız Eyüp onu önce makam hırsı vasıtasıyla, bu olmayınca kadın kuvvetiyle, o da netice vermeyince para ve mal tuzağı ile elde etmek istemişti.
Şahin Efendi talebelerinin sarık sarmasını istemiyordu. Bir gün Müderris Zühtü Efendi’nin bir gazetedeki makalesini okudu. Bu makalede sarığa hürmet edilmesi gerektiği yazıyordu. Şahin Efendi’nin beklediği fırsat eline geçmişti. Müderris Zühtü Efendi’nin yanına gitti. Önce bu makaleden ötürü onu övdü, makaleyi göklere çıkardı. Sonra iptidai talebesinin sarık sarmasının yanlış bir şey olduğunu bazı gerçeklerle ortaya koydu. Zühtü Efendi söyleyecek söz bulamamıştı. Ertesi gün mektebe gittiğinde düşüncelerini uygulamaya başladı. Yine de ihtiyatlı davranıyordu. Önce eski ve kirli sarıklı öğrencileri toplayıp değiştirmeleri için evine gönderdi. Ertesi gün nispeten temiz sarıkla gelenlere başka bahaneler buluyor, elbiseleri kirli ve yırtık olduğu için evlerine gönderiyordu. Sonra sarıklılar istedikleri gibi yaramazlık edemiyordu. Buna çevreden de kimse karşı gelemiyor, bir şey söyleyemiyordu. Birkaç hafta geçmeden sarıklıların sayısı yarı yarıya azalmıştı. Şahin Efendi başından sarığını atmış bir talebesini gördüğü vakit, çocuklar gibi seviniyordu.
Şahin Efendi perde arkasında gizli gizli çalıştı. Sarıova’daki mevkisini kuvvetlendirinceye kadar da öyle yapmak niyetindeydi. Hakiki rengi belli olmamış kimse onun meslek ve maksadı hakkında fikir sahibi olamamıştı. Beşinci ayın sonunda çıkan bir vak’a onu artık siperinden çıkmaya ve açık meydanda dövüşmeye mecbur etti.
Şahin Efendi bir gece hafız cemiyetine davet edildi. Hıfzı verecek çocuk Şahin Efendi’nin eski bir talebesiydi ve en iyi talebelerindendi. Çocuğu bir buçuk sene evvel mektepten almışlar ve işinin ehli fakat çok sert ve acımasız bir hocanın yanına hafız olması için vermişlerdi. Çocuktaki zekâ ve hocanın gücü bir araya gelince, çocuk bir buçuk sene içinde hafız olmuştu. Fakat çocukta bir gariplik vardı. Zayıflamış ve bitkin düşmüştü. Sık sık bayılıyor ve burnu kanıyordu. Hıfzın verileceği ev çok kalabalıktı. Nerdeyse bütün mahalle eşrafı o gece oradaydı. Çocuk bir ara oda kapısından girerken ayağı bir şeye takıldı ve yere düştü. Etraftan koşup çocuğu kaldırdılar. Yüzü bembeyazdı. Ağzının kenarından kan sızıyordu. Çocuğu ayıltmaya çalıştılar fakat ayılmadı. Hemen kendi evlerine götürdüler. Üç gün sonra küçük hafız vefat etti. Mahallenin ve yerli zenginlerin yardımıyla büyük bir cenaze töreni yapıldı. Cenaze evden çıktığı anda birden evin camları kırıldı. Bu çocuğun annesiydi. Arkalarından “Evladımı öldürdüler. Katiller!” diye haykırıyordu. Şahin Efendi bir süre düşündü ve kadına hak verdi. Çocuğun ölmesini tüm mahallenin cehaletine, cesaretsizliğine ve taassubuna veriyordu.
Şahin Efendi’nin talebeleri arasında ölen hafızın bir kardeşi vardı. Çocuğun adı Bedri idi. Bir gün babası mektebe geldi. Çocuğu almak istediğini hafız olması için ölen ağabeyinin hocasının yanına vereceğini söyledi. Şahin Efendi dondu kaldı. Çocuğun kafasındaki sarığa bakakaldı. Toparlandı ve çocuğun babasını çocuğu almaması için ikna etmeye çalıştı. Şahin Efendi çocuğun babasıyla yarım saati aşkın bir süre konuştu ve onu ikna etti. Kararını değiştirmesinden korktuğu için de hemen çocuğun başındaki sarığı çıkardı.
Eyüp Hoca’nın eline beklediği fırsat geçmişti. Şahin Efendi’ye karşı büyük bir hareket başlattı. Önce mektebe bir grup veli geldi. Hafız olmaya niyet etmiş bir çocuğu yolundan çevirdiği için, kafasındaki sarığı çıkardığı için bağırmaya başladılar. Bu gürültülü sahneden sonra eşraf, Emir Dede mektebine güvenlerinin kalmadığını söyledi ve çocuklarını alıp mektepten ayrıldılar. Ertesi gün maarif müdürü Şahin Efendi’yi çağırdı. Maarif müdürüne birçok şikâyet gelmişti. Başmuallim ile maarif müdürü yarım saat kadar münakaşa ettiler. Şahin Efendi amirine karşı garip davranıyor, açıktan açığa hücum ediyordu. En hazmedilmez şeyleri söylerken araya öyle okşayıcı sözler koyuyordu ki, müdür sersemliyordu. Başmuallim odadan çıktığında müdür bitkin ve sersemdi. Şimdilik maarif müdürünün bîtaraflığını kazandığını düşünüyordu.
Şahin Efendi bir akşam muallimler yurdundan mektebe dönüyordu. Köşe başında bir kadınla karşılaştı. Kadın, Bedri’nin annesiydi. Şahin Efendi’ye teşekkür etti. Fakat tekrar bu işe kalkışabileceklerinden çekindiğini söyledi. Şahin Efendi’nin aklına bir kurnazlık geldi. Bedri zaten zayıf bir çocuktu. Eğer çok ısrar ederlerse Bedri’ye zayıf olduğuna dair bir doktor raporu alacaklarını söyledi. Şahin Efendi mektebe gitmekten vazgeçti. Deli Necip’in evine gitti ve olayı anlattı. Deli Necip, Şahin Efendi’nin fikrini beğendi. Şahin Efendi kadın bir müttefik kazandığı için çok mutluydu.
Şahin Efendi’ye her gün yeni bir iftira atılıyordu. Tabii ki hiçbirinin aslı yoktu. Büyükler arasındaki gerginlik çocuklara da yansıyordu. Emir Dede mektebindeki talebelere, diğer mektep ve medreselerdeki talebeler sataşıyor, bazen kavga ediyorlardı. Bu saldırıların hepsinin arkasında Eyüp Hoca vardı. Şahin Efendi tüm bu saldırılara göğüs geriyordu. Şahin Efendi’nin talebeleri de mahalle mektepleri talebesiyle aradaki farkı anlıyor, Şahin Efendi’ye ve diğer muallimler karşı güvenleri artıyordu.
Küçük Bedri sonunda mektepten alınmıştı. Fakat annesi hastalığını bahane edip çocuğu vermemekte diretiyordu. Şahin Efendi, Bedri’ye bir doktor raporu almak için günlerce uğraştı fakat hiçbir doktor gerekli raporu vermedi. Deli Necip ona kasabadaki doktorların çıkarcılığını ve korkaklığını uzun uzun anlattı. Şahin Efendi de Bedri’den ümidini kesti.
Bedri meselesi yavaş yavaş söndü. Mektep büyük bir denetim altındaydı. Eyüp Hoca’nın tavsiyesiyle iki günde bir, bir müfettiş mektebi denetlemeye geliyordu. Fakat hiçbir açıklarını bulamıyordu. Şahin Efendi ve Rasim mektebi bir kale gibi görüyorlar dışarıdan gelecek her türlü saldırıya karşı önlemlerini alıyorlardı.
Seyrek olmakla beraber mektebe kadınlar da gelirdi. Bunlar genellikle yaşlı başlı kadınlar olurdu. Bir gün mektebe genç bir kadın geldi. Tanıdığı bir çocuğun mektebe almasını rica etti. Şahin Efendi kabul etti; fakat genç kadın iki günde bir farklı bir bahaneyle mektebe geliyordu. Şahin Efendi’yle bir arkadaş gibi konuşuyordu. Şahin Efendi ise kadından çekinmekle beraber ondan hoşlanıyordu. Meçhul kadın, her gün mektebe geliyor, Şahin Efendi ile uzun uzun konuşmak istiyordu. Şahin Efendi ise kısa cevaplar veriyor, kadının bir an önce gitmesi için elinden geleni yapıyordu. Bir gün uygun bir dille mektebe bir daha gelmemesini söyledi. Kadın mektepten çıkıp gitti. Şahin Efendi bu kadını daima büyük bir aşk macerası gibi hatırlayacaktı.
Fırtınalı bir gecede Şahin Efendi mektepte yalnızdı. Rasim bir miras işi için İstanbul’a gitmişti. Birdenbire kapı çalındı. Kapıda hasta olduğunu ve uzun yoldan geldiğini söyleyen bir kadın vardı. Bir geceliğine mektepte kalmak istediğini söylüyordu. Şahin Efendi’nin eli ayağına dolaşıyordu. Şahin Efendi olmaz dedikçe kadın yalvarıyordu. Birden kadın bayıldı. Şahin Efendi çaresiz kadını mektebe taşıdı. Şahin Efendi onu mektepte bir yere bıraktı. Kadının peçesi açılmış, başörtüsünün yanından saçları sarkmıştı. Şahin Efendi artık kadından utanmıyordu. Kadını kaldırıp muallim odasındaki kanepenin üzerine bıraktı. Kadın ayıldığında açılan saçlarını, göğsünü kapatmak için hiçbir şey yapmıyordu. Şahin Efendi mektepten dışarı bakıyor, bir polis devriyesi veya bir bekçi arıyordu. Kadına kalkmasını söylediğinde kadın yalvarıyor, kalkamayacağını söylüyordu. Sokaktan geçen birini gördü ve seslendi. Geçen mektebin muallimlerinden biriydi. Bu muallim otuz senedir bu mektepteydi. Ona göre başmuallimlik onun hakkıydı. Bu nedenle hep Şahin Efendi’nin aleyhinde bulunurdu. Şahin Efendi başına gelenleri olduğu gibi anlattı. Muallim, Şahin Efendi’ye geçenlerde mektebe dadanan kadının başkaları tarafından gönderilmiş, meşhur bir kahpe olduğunu söyledi. Bu kadını mektebe Şahin Efendi’nin getirdiğini ona söyleyerek muallimi kışkırtıyorlardı. Sonradan muallim gerçekleri öğrenmiş ve Şahin Efendi’yi suçsuz bulmuştu. Bu geceki kadın için de muallime Şahin Efendi mektebe kadın alıyor demişler ve muallimi kışkırtmışlardı. Muallim bunun da bir oyun olabileceğini düşünmüş ve mektebe gelmiş. Muallim, Şahin Efendi’ye kahpeyi defetme işini ona bırakmasını söyledi ve kadını döve döve dışarı attı. Ayağa kalkmaya hali olmayan kadın sağa sola saldırıyor, küfür ediyordu. Nihayetinde Şahin Efendi bu oyundan da kurtulmuştu. Üstelik kendine yeni bir müttefik kazanmıştı.
Sonbaharda bir gece korkunç bir olay oldu. Sabaha karşı Kelami Baba Türbesi’nin yanmakta olduğu görülüyordu. Bu türbe kasaba halkı için çok önemliydi. Derdi olan herkes bu türbeye giderdi. Sonra kasabayı her türlü felaketten koruduğuna inanılırdı. Yangın yerinin etrafı polisler, jandarmalar tarafından çevrilmişti. Tüm ahali oraya toplanmıştı. Türbede Osmanlı halifeleri tarafından hediye edilmiş bazı kıymetli eşyalar da vardı. Ahali ağlıyor, tövbe ediyordu. Üçüncü gün türbeyi dinsizlerin yaktığına dair bir rivayet çıkmıştı. Ertesi sabah Sarıova gazetesinde bir haber çıktı. Bu haberde kundakçıyı gören dört kişi olduğu söyleniyor, kundakçının da Sarıova İdadisi Fransızca muallimi Mehmet Nihat Efendi olduğu yazılıyordu. Bu adamın hiç kimse ile ahbaplığı yoktu. Gündüzleri dersleriyle uğraşır, etliye sütlüye karışmazdı. Fakat ayyaşlığı muhakkaktı. Akşama doğru kırlara çıkar, gece geç saatlere kadar içerdi. Sarhoşluk zamanında bazen dili açılırmış. Hükümetten evliyalara kadar dil uzatmadık kimse bırakmazmış. Söylentiye göre bir gece sarhoşluğu vaktinde kasabadaki tüm türbeleri ateşe vermek lazım demiş. Herkes Kelami Baba türbesini yakan kundakçının o veya onun kışkırttığı biri olduğunu düşünüyordu.
Muallim Mehmet Nihat Efendi o gün sorgu hâkimi tarafından sorgulandı. Herkes tevkif edilmesini beklerken bir saat sonra çarşıda görünüyordu. Kasaba halkı kızgındı fakat 31 Mart Olayı sonrası kimse suçluluğu kesin olmayan bir muallime bir şey yapmaya cesaret edemezdi. Aynı gün akşamüstü Şahin Efendi mektebine ait bazı işler için maarif müdürüne gitti. Maarif müdürüyle konuşurken odaya bir kâtip girdi. Sarıova İdadisi’nde bir olay çıktığını söyledi. Mehmet Nihat Efendi’nin öğrencilerinin onu türbe yakmakla suçlayıp okuldan kovdukları haberi geldi. Maarif müdürü, Mehmet Nihat Efendi’nin kundakçı olduğuna inanmıyordu ve onu idadi müdürü karşısında savunuyordu. Şahin Efendi bu durum karşısında şaşırıyor aynı zamanda çok seviniyordu.
Sorgu hâkimi sürekli bu konu üzerinde çalışıyordu. Mehmet Nihat Efendi’yi iki kez daha yanına çağırttı ve konuştu. Hiçbirinden bir netice alamadı. Sonunda kasabadaki baskılara dayanamayıp tevkifini emretti. Mehmet Nihat Efendi’yi hapishaneye götürmek için bir alay tertip edilmişti. Bu alayı kimin tertip edildiği bilinmiyordu. Ahali Mehmet Nihat Efendi’ye saldırıyor, ellerine ne geçerse fırlatıyordu. Polisler onu korumaya çalışıyordu.
Aradan üç gün geçmişti. Onu hiç kimse aramıyordu. Ailesi bile… Şahin Bey onun suçsuz olduğuna inanıyordu. Cesaretini toplayıp onu ziyarete gitti. Mehmet Nihat Efendi kendini savunma gereği bile duymuyordu. Suçsuz olduğu ortadaydı. Şahin Efendi ona önce moral verdi daha sonra ona inandığını ve iyi bir avukat bularak oradan kurtaracağını söyledi. Mehmet Nihat Efendi bir parça olsun ümitlenmişti.
Şahin Efendi bu konuyu Rasim ile Deli Necip’e de açtı. İyi bir avukat bulmaları gerektiğini biliyorlardı. Hep birlikte güvenilir bir avukat aramaya başladılar. Kimse bu davayı almayı kabul etmiyordu. Uzun uğraşlar ve arayışlar sonunda kasabaya yeni gelmiş, genç bir avukat buldular. Genç ve namuslu bir avukattı. Davayı almayı kabul etti.
Genç avukat Mehmet Nihat Efendi’yle sürekli görüşüyor, olayın tüm detaylarını öğrenmeye çalışıyordu. Mehmet Nihat Efendi türbenin yandığı saatlerde kasabadan uzakta, kırlardaymış. Hatta yanık yüzlü bir çobanla karşılaşmış ve kavga etmişler. Sonra da evine gelip uyumuş. Türbenin yandığını karısı haber vermiş. Bu deliller çok önemliydi fakat gerçek suçluların bulunması için yetersizdi.
Mahkeme gününden bir gün önce hem çoban hem de karısı Mehmet Nihat Efendi aleyhinde ifade değiştiriyorlardı. Bunu gazeteden öğrendiler. Mahkeme günü tüm şahitler Mehmet Nihat Efendi aleyhinde şahitlik ettiler. Fakat genç avukat öyle bir savunma hazırlamıştı ki salonda fırtınalar kopuyordu. Hâkimler yerlerinde doğruluyor, duyduklarına inanamıyorlardı. O günkü celse büyük bir kargaşayla sona erdi.
Bir akşamüstü Komiser Kazım Efendi, Şahin Efendi’yi bir kenara çekti ve onunla konuşmaya başladı. Çarşıda bir hırsız yakalandığını elinde yanmış türbede bulunan bir şamdan olduğunu söylüyordu. Üstelik türbe yandığı gece yapılan tahkikatta bazı kıymetli eşyaların çalındığı ortaya çıkmıştı. Hırsız bu şamdanı eski bir antikacıdan aldığını söylemiş ve yerini tarif etmişti. Gerçek kısa sürede ortaya çıktı. Antikacı türbedeki kıymetli eşyaları çalması için türbedarın oğluyla anlaşmıştı. O da kıymetli eşyaları çaldıktan sonra türbeyi yakmıştı. Muallim Nihat Efendi kurtuldu. Karısını boşadı ve başka bir memlekete muallimlik alarak Sarıova’dan ayrıldı.
Bir Mayıs sabahı Sarıova, Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başladı. Sarıova halkı büyük bir telaş ve korku içinde sokaklara dökülüyor, evlerini bırakarak kasabadan ayrılıyordu. Zenginler atlar ve eşeklerle; fakirler de yaya olarak uzaktaki köyün yolunu tutmuştu. Fakat yolun daha başında bazı çocuklu aileler ve yaşlılar yorulmuş, geri dönmeye başlamışlardı. Şahin Efendi kasabadan kaçanların ön saflarında Mutasarrıf Müfit Bey’i, Müderris Zühtü Efendi’yi ve idadi müdürünü görüyordu. Onların hemen arkasında da Cabir Bey görünüyordu. Cabir Bey’le bir süre konuştu. Muallim Rasim’in etrafına bazı kimseleri toplayıp savaşmak için ayrıldığını öğrendi. Kasabada sadece hasta, ihtiyar ve fakirler kalmıştı. Şahin Efendi onları düşündü ve geri dönmeye karar verdi.
Yunan ordusu Sarıova’ya girmişti. Ortada hükümet adına kimse yoktu. Kasabaya sessizlik hâkimdi. İleriden silah sesleri duyuluyordu. Şahin Efendi, Rasim’in ve Kazım Efendi’nin öldüğünü düşünüyor, ağlıyordu. Mektebin penceresinden baktığında kasabanın altındaki Hıristiyan Mahallesi tarafında bir olay çıkmak üzere olduğunu gördü. Olay yerine bazı gruplar toplanmıştı. Rumların bir Müslüman’ı öldürdüğünü söylüyorlar, saldırmak için fırsat kolluyorlardı. Birden Rum bir eczacının evine taş atıldı. Saldırı başlıyordu. Şahin Efendi şaşkınlıktan fesini almamıştı. Bir tanıdığın sarığını kafasına alarak kalabalığa seslendi. Onlara uzun bir nutuk çekti ve saldırmanın ne kadar yersiz olduğunu anlattı. Kalabalık ikna oldu ve sessizce dağıldı.
Ertesi gün Şahin Efendi’yi karakoldan çağırdılar. Karakolun önüne gittiğinde, bir arabanın içinde Eyüp Hoca ve yüksek rütbeli bir Yunan kumandanını gördü. Karakolda Şahin Efendi’ye dün akşamki olayın önüne geçtiği için bir Yunan kumandanı teşekkür etti. Yunanlıların işinde gücünde Müslümanlara bir şey yapmayacağını anlattı. Bunu Sarıova’yı egemenlikleri altına almak için yapıyorlardı. Şahin Efendi’den camide halka vaaz vermesi, nasihat etmesi isteniyordu. Şahin Efendi uzun uzun düşündükten sonra kabul etti.
Şahin Efendi, Deli Necip’in durumunu merak ediyordu. Necip’in evine gitti ve onu evinde buldu. Necip kasabada kalmış, kasaba için planlar üretiyordu. Planlarını tek tek Şahin Efendi’ye anlattı. Şahin Efendi Necip’e Yunanlıların teklifini kabul ettiğini söyledi.
Gece geç vakit Yunan askerleri mektebi aradı. Rasim’in odasındaki tüm evrakları aldılar. Şahin Efendi’yi de karakola çağırdılar. Onu uzun uzun sorguladılar. Şahin Efendi Rasim’in durumunu merak ediyordu. Rasim’in ilk çarpışmada öldüğünü öğrendiğinde dünya başına yıkılmıştı. Komiser Kazım Efendi de yaralı olarak ele geçirilmiş, esir edilmişti. Bir Yunan çadırında can çekişerek ölmüştü.
Deli Necip bir gün meydan kahvelerinin birinde oturuyordu. Necip etrafta silah arayan Yunan askerlerini gördükçe sinirleniyordu. Yunanlılar kahvelerde, dükkânlarda oturanların üstlerini yokluyordu. Bu vaziyet Necip’e büyük bir işkence gibi geliyordu. Yunan askeri Necip’in üstünü aramak istediğinde, Necip yerinden fırladı ve masadaki nargileyi askerin kafasına geçirdi. Başka bir asker üzerine atıldığında yan masadaki nargileyi alıp askerin kafasında kırdı. Olayı gören Yunan jandarmaları Necip’i yakaladılar ve acımasızca öldürdüler.
Şahin Efendi deliye döndü. Dünyadaki tüm sevdikleri ölmüştü. Kaybettiği tüm arkadaşlarının aileleri ile ilgilenme görevi ona düşmüştü.
Şahin Efendi vaizliği sayesinde kasabadan birkaç Türk askerinin kaçmasını sağladı. Bunu fark eden Yunanlılar Şahin Efendi’yi bir Yunan adasına sürdü. Şahin Efendi, Türk Ordusu’nun zaferinden sonra hemen yurda dönemedi. Ağır bir hastalık geçirmişti.
O, yurda dönene kadar hilafet kaldırılmış, medreseler, tekkeler kapatılmış, Sarıova’daki türbe kandilleriyle beraber Yeşil Gece’de müebbeden sönmüştü. Beklediği büyük inkılâp olmuştu. Ömrünün kalan kısmını Emir Dede Mektebi’nde geçireceği için sevinçliydi. Mektebe gittiğinde yerine başka bir başmuallimin atandığını görünce hayrete düştü. Maarif Müdürü’ne gittiğinde Eyüp Hoca’yı orda gördü. Maarif Müdürü’ne kendini tanıttı. Maarif Müdürü onu işgal zamanında sarık sarıp Yunan hizmetine girmekle suçladı. Şahin Efendi çıldırır gibi oldu. Şahin Efendi önce Zühtü Bey’e, sonra Cabir Bey’e başvurdu. Fakat ikisi de onu vatan hainliği ile suçladı.
Şahin Efendi’ye gurbet yolu görünmüştü. Kitaplarını, bohçasını yanına aldı ve yola düştü.

2. Olaydaki kişiler, kişilerin fiziksel ve ruhsal özellikleri

a) Asıl kişiler

Şahin Efendi: Romanın en önemli karakteridir. Mütevazı, kalender, şakacı ve zeki bir muallimdir. Orta boylu, gözlüklü ve yakışıklıdır.

Deli Necip: Şahin Efendi’nin en iyi arkadaşıdır. Belediye mühendisidir. Yüksek ve açık fikirli, dürüst, biraz taşkın bir adamdır.

Rasim: Şahin Efendi’nin ev arkadaşıdır. Aynı zamanda iyi arkadaşlardır. Rasim genç, çok zeki ve ateşli biridir. Balkan muharebesinde sağ ayağı topal kalmıştır.

Zühtü Efendi: Kara sakallı, orta yaşlı biridir. Kasabada saygı duyulan, sözü dinlenen bir müderristir.

Cabir Bey: İttihat ve Terakki Katib-i Mesulüdür. Kırk yaşlarında iri yapılı bir adamdır. Sağlıklı kırmızı bir yüzü, uçları kulaklarına değen kumral bıyıkları, çini mavisi gözleri vardır. Yeşil Ordu kurulmasını hayal eden, bazı softalardan daha tehlikeli bir adamdır.

Eyüp Efendi: Kısa boylu, kıvırcık köse sakallı, renksiz yüzlü bir hocadır. Şahin Efendi’ye karşı en büyük tehdittir. Yeniliklere ve inkılâplara karşı, koyu bir softadır.

Kazım Efendi: Kasabada komiserdir. Zeki, dürüst bir halk adamıdır. Şahin Efendi’ye çok yardımı olmuştur.

b) Yardımcı kişiler

Basri Bey: Tedrisat-ı İptidaiye Birinci Şube müdürüdür. Şahin Efendi’nin tayinini Sarıova’ya aldırmıştır. Kara, seyrek sakallı, dolgun yüzlü, kibirli bir adamdır.

Müfit Bey: Kasaba mutasarrıfıdır. Heybetli, kilolu aynı zamanda
çıkarcı ve korkak bir adamdır.

Talip Bey: Kasaba idadi müdürüdür. Yeni fikirli, meşrutiyetperver fakat istikbalini düşünen çekingen bir adamdır.

Mehmet Nihat Efendi: Sarıova İdadisi Fransızca muallimidir. Kendi halinde, aldırmaz, karamsar bir adamdır.


Olayın geçtiği yerler: İstanbul, İzmir-Sarıova

3. Olayın meydana geldiği zaman: 1908–1923 yılları

4. Olayı anlatan kişi: Üçüncü kişili anlatım yapılmıştır.

5. Romanın dil ve anlatım özellikleri: Yazar sade ve akıcı bir dil kullanmakla beraber konu bütünlüğüne çok önem vermiştir. Kullandığı dil sade olmasına rağmen romanda birçok yabancı sözcük karşımıza çıkıyor. Yazar anlatmak istediğini açık ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Uzun tasvirler yapmaktan kaçınıp olayları ve kahramanları kısa ve net bir dille ifade ediyor. Romanda gözlemcilik ve gerçekçilik ön plana çıkıyor.

6. Romanın türü: Tarihi-Toplumsal

7. Romanın ana fikri: İnsan koyduğu hedeflere ulaşmak için sonuna kadar savaşmalıdır. Eğer doğru bir amaç uğruna mücadele ediyorsa mutlaka hedefine ulaşacaktır.


C. Yazarın Sanatı, Hayatı ve Eserleri Hakkında Kısa Bilgi

Reşat Nuri GÜNTEKİN 1889’da İstanbul’da doğdu. Edebiyat fakültesini bitirdi. Liselerde öğretmenlik, müdürlük, Milli Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ataşeliği yaptı. UNESCO’da Türkiye’yi temsil etti. Romanları, hikâyeleri, tiyatro eserlerinin yanı sıra çevirileri de vardır.
Günlük konuşma dilini başarılı ve etkili kullanmaktadır. Yoğunca kullandığı diyaloglarla sağlam bir anlatım birliği kurar. Gözlemci gerçekçi tavrı, sevecen bakış açısı, yöneldiği sorunları yansıtmada etkili bir duyarlılık evreni oluşturur.

Yapıtları

Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961), Kan Davası (1955),
Hikâye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları: Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrı dağı Ziyafeti (1955)

D. Faydalanılan Kaynaklar

[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın], tr.wikipedia.org, [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın], stu.inonu.edu.tr, [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın], [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın], [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın]

_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
cersav isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Sosyal Paylaşım Kısayolları


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
-------------------------------------------------------------
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yaşanmış KOrkunç Hikayeler Etkileneceksiniz...( ROMEO Korku Odası 1 10/09/08 22:16 PM
Çanakkale Savaşı Gazileri ShotKiLLa Türk Tarihi 0 27/03/08 14:06 PM
Rüyada Roman görmek rüya yorumu TrusTy Rüyalar ve Rüya Tabirleri 0 29/02/08 12:57 PM
ilk gece... RapeLLa Ortaya Karışık 9 08/07/07 23:22 PM
Yeşil Kart İptallerinde Rekor RapeLLa Haberler 2 23/05/07 16:28 PM

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:49 AM.

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız buradan bize bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to here

Reklam vermek için bize buradan ulaşabilirsiniz.

web statistics
3 4 5 9 11 12 13 14 15 18 22 24 25 27 28 29 30 31 33 34 35 36 38 39 40 42 43 44 45 46 51 52 54 55 57 59 61 62 68 69 70 71 75 76 81 82 88 91 95 96 99 100 101 104 109 120 121 128 131 132 135 136 139 142 147 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 251 252 253 254 255 259 277 279 280 281 282 283 285 286 287 288 289 290 291 292 293 295 296 303 304 306 307 308 309 310 311 312 313 314 319 321 322 323 325 327 328 329 330 331 332 334 338 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 351 355 358 359 360 362 364 365 366 367 371 377 378 379 380 381 382 383 384 385 387 411 412 417 419 420 421 422 423 426 432 434 439 440 441 442 444 449 466 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 481 482 483 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 505 518 519 520 521 523 524 526 533 537 539 541 545 546 548 549 550 551 552 555 556 557 558 559 560 561 562 563 565 566 569 571 574 580 581 582 583 584 585 586 589 590 591 593 595 596 597 598 599 600 601 604 605 606 607 608