![]() |
|
|
#1 (permalink) |
Rock Tarihi rock and roll da denen rock muzigi 1950’lerde abd’de ortaya cikti ve kisa surede butun dunyaya yayildi. baslangicta basit bir tarzdi. dansa yonelik ritimler vurgulaniyor, siradan melodiler ve armoniler kullanilarak genclik aski, ergenlik gerilimleri veya otomobil meraki gibi donemin dinleyicisinin ilgisini ceken sozler uzerine besteleniyordu. sonra daha karmasik bir yapiya yoneldi, uluslararasi bir kabul gordu ve buyuk bir cesitliligi birlige kavusturan kulturel bir ifade tarzi olarak kendini kabul ettirdi. kokeninde blues’dan alinan ve dansa davet eden beat sallanimi vardir. amerikali zencilerin dini sarkisi gospel’de ki trans, onun din disi olan rhythm and blues’u besledi. rock un bilesimine amerikan sahne gosterileri, country music ve folk song da katildi. sinirlarinin baska turlere acik olmasi, cesitli etkileri bunyesinde eritebilmesi ve toplumsal gerceklerle olan baglantisi bu muzige birlik kazandiran ozellikler oldu. anahtar motif genclik ve teknolojidir. ilk genclik caginin kararsizliklari, siyasi ve ahlaki baskaldirilar onda ifadesini bulmaktadir. piriltilar sacan, ölümün veya karanligin etrafinda gezinen, elektronikten yararlanan rock, giderek klasiklesti. rock muziginin sanat niteligi artarken, dans muzigi niteligi geriledi. öte yandan bu muzigin sokaktan kopmaya baslamasi ve dunyayi saran ekonomik bunalima karsi duyulan tepki punk akimini dogurdu. 1980’lerde punk akimi yerini post punk’a birakirken, rockta daha toplumsal bir nitelik tasiyan ofke ve siddet, heavy metal’de bir amaca yoneldi. 1985’te afrika’da aclik ceken insanlara yardim saglamak icin duzenlene “live aid” konserleri, rock muzikcilerinin yeniden politiklesmesinin baslangici oldu. uluslararasi af orgutu’nun duzenledigi konserlere sting, tracy chapman, peter gabriel ve bruce springsteen gibi unlu muzikciler katildi. 1980’lerin sonuna dogru deep purple, jethro tull ve yes gibi 1970’lerin buyuk topluluklari yeniden kuruldu. gene bu yillarda afrika, brezilya ve arabistan kokenli muziklerin kullanilmasi ethno rock kavraminin dogmasina neden oldu. rock parcalarini seslendiren muzikcilerin rol aldigi video klipler yeni sarkilarin tanitiminda onemli rol oynamaya basladi. hic kuskusuz ilk akla gelen isim elvis presley. blues ritimlerini, dudaklarini erkekce kivirip, kalcasini sallayisiyla tamamlayip coskuyla seslendirmesi onu rockun efsane kisisi yapti. genc amerikalilar onun enerjiyi serbest birakan canliligini seviyordu. ana-babalarsa onu “kucuk seytan” diye adlandirdilar. kalca sallayisi nedeniyle tv’lerde hep belden yukarisi gosterildi. dis gorunusuyle goz kamastirmaya devam eden ve amerikalilarca el ustunde tutulan bu efsane sanatci 1977’de, daha 42 yasindayken yasamini yitirdi. rock topluluklarinin en onemlisi ise hic kuskusuz the beatles’tir. avrupali olmalarina ragmen onlar da amerikan rockunu temsil ettiler, rocku yumusattilar ve bu muzigi baskaldiran gencligin duygularina actilar. grup 1969’da dagildi. grubun lideri john lennon (1940-1980) new york’ta bir akil hastasi tarafindan vurularak olduruldu. rolling stones 1962’de ingiltere’de ortaya cikan baska bir rock grubudur. bu grup rock tarihinin donum noktalarindan biri ve belkemigidir denebilir. rock muziginin en son ve en cilgin temsilcisi ise 1980’lerde parlayan michael jackson’dir. ayni zamanda cok iyi bir dansci olan zenci sanatci, dunya capinda bir star haline geldi ve konserlerinde gencligi costurmaya devam etti. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] acdc: 1974’te angus young’in (1959) kurdugu avustralyali hard rock grubu. the animals: ingiliz blues rock’inin temsilcisi eric burdon (1941) tarafindan, 1964’te kurulan grup. (house of the rising sun) the beatles (ingiltere, 1962): john lennon, paul mccartney, george harrison, ringo star. cesitli kaynaklardan (rock and roll, varyete muzigi, rhythm and blues, elektronik muzik, hint muzigi) beslenerek pop muziginin ilk temsilcileri arasinda yer aldilar ve dunya caginda ses verdiler. chuck berry (abd, 1931): blues geleneginden etkilenerek yeni bir elektrikli gitar calma uslubu gelistirdi; 50’li yillarin sonunda rock dunyasina girdi. ornek yuruyusunu (duck walk) taklit ederek gelistirdigi sahne gosterisiyle, enerjisini karsisindakine aktarirdi (may bellene, johnny b. goode, carol). the byrds (abd, 1964): bu grup, dylan’in parcalarini tekrar ele alarak california rock’ini yaratirken, hippy’lerin uyusturucu duskunlugunu yayginlastirdi (turn turn turn! ). eric clapton (ingiltere, 1945) rock’a ozgu gitar uslubunu ilk ortaya koyan sanatci. bircok grup kurdu: cream, blind faith, derek and the dom, nos. “tanri” lakabiyla anildi (cream, whells of fire). clash (ingiltere, 1977): punk kusaginin taptigi grup: joe strummer, mick jones, paul simonon, topper headon. clash, rock and roll’un onculerindeki enerjiyi yeniden yakalayabildigi gibi baskaldirisini reggae motifleriyle susledi (sandinista). eddie cochran (1938): rock and roll’un onculerinden. bu turun repertuarinin onemli bir bolumunu hazirladi (somethin’else, c’mon, everybody, summertime blues). deep purple (abd, 1968): hard rock turunun oncusu olan grup. ayrica, royal philarmonic orchestra’yla da calismalari vardir (in rock). dire straits (ingiltere, 1978): gitarci mark knopfler’in yonetiminde daha yumusak ve hos bir rock yapan grup (sultans of swing). fats domino (abd, 1928): new orleans asilli zenci piyanist. rock’a bu kentin havasini getirdi (blueberry hill, i m walking). the doors (abd, 1967): yetenekli yazar, sarkici ve sahne ustasi jim morrison sayesinde rock muzige siirselligin kapilarini acan efsanevi california grubu. robbie krieger, r manzarek, john densmore. (strange days, l. a. woman). hallyday (fransa, 1943): rock ve rhythm and blues turlerini fransa’ya getiren sarkici. eserlerinin hepsi ayni degerde degildir. ama bazi parcalari, rock tarihinde yerini almistir (noir c’est noir, la musique que j’aime, rock and roll attitude). led zeppelin (ingiltere, 1968): gitarci jimmy page ve sarkici robert plant’in yonettigi grup. hard rock’in ilk sekli; sertligin, inceligi, zarafeti golgelemedigi bir muzik (whole lota love, stairway to heaven). jerry lee lewis (abd, 1935): boogie wroogie cizgisinde piyanist. rock and roll’un kurallarini belirledi (whole lota shakin’on, good golly miss molly). bob marley (jamaika, 1944): reggae’nin agababasi. kucucuk bir adanin muzigini tum dunyaya kabul ettirmeyi basardi. 1974’ten itibaren wailer grubu ile, daha sonra tek basina muzik yapti. ucuncu dunyanin elektronik muzikle tanismasini sagladi (catch a fire, babylon by bus). john mayall (ingiltere, 1934) : bir cok alet calabilen sarkici. ingiliz blues rock’inin yaraticisi. onun bluesbreakers grubunda sirasiyla j. mcvie (fleetwood mac), e. clapton, j. bruce, m. taylor caldilar (bare wires). VE İŞTE Lars Ulrich - METALLICA [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] muddy waters (asil adi mckinley morganfield) (abd, 1915-1984) : guney’de dogdu ve 1940’larda chicago’ya gitti. o donemde orada olusan modern blues (elektrikli gitar, armonika ve puruzlu ses), canliligini ve coskusunu rock’a verdi. lakabi “bulanik sular” anlamina gelir (hoochie coochie man, the blues had a baby and they named ıt rock and roll). randy newman (abd, 1943) : entellektuel bir rock’ci, sert ve tehlikeli guftelerin yazari, uyusuk bir yorumcu ve becerikli bir muzikci. dar bir cevrenin takdirini kazandi (sail away). pink floyd (ingiltere, 1966) : “ucuk muzigin en onemli grubu. 1968’de sahneyi birakan syd barrett tarafindan kuruldu. gruba daha sonra david gilmour (1946, gitarci), roger waters (1946, gitarci), rick wright (1945, klavye), nick mason da (1945, davulcu) katildi. teknolojinin tum olanaklarindan yararlanan pink floyd’un “ses ve isik” gosterileri, toren atmosferini yerlestirdi. en onemli ve en uzun omurlu uluslararasi gruplardan biridir (dark side of the moon, wish you were here). police (ingiltere, 1978) : new wave kusaginin grubu. sting (1951) tarafindan yonlendirildi. daha onceki gruplarin rhythm and blues’dan etkilendigi gibi, bu grup da reggae’den etkilendi (outlandos d’amour). elvis presley (abd, 1935-1977) : the king, kral. blues ritimlerini, kendinden gecisleri ve coskuyu yakalamasaydi; “nedensiz baskaldirilarin isteklerini kanalize etmeseydi; 1956’da heartbreak hotel adli plagi doldurmasaydi; kalca sallayisi, sarkik alt dudagi ve deri pantolonuyla ana-babalari sarsmasaydi, asla yuzyilin efsanevi kisilerinden biri olamazdi. ama o bir efsanedir (elvis forever). prince (asil adi roger nelson) (abd, 1958) : tam bir profesyonel olan bu genc zenci sarkici, funk akimina gercek boyutlarini kazandirdi. gucunu, yaraticiligindan alir (purple rain, sing of the times). rolling stones (ingiltere, 1962) : mick jagger (1943), brian jones (1942-1969), keith richard (1943), bill wyman (1936) ve charlie watts (1941), chicago blues’larini, chuck berry ve bo diddley’, cok seviyorlardi. bunlari yaymak icin bir araya geldiler. parlak bir sanat hayati, dev konserler, saibeli bir sohret. 1969’da aralarindan birini (brian jones) kaybedince, mick taylor’i sonra da ron wood’u aldilar. bu grup, rock tarihinin donum noktalarindan biri; belkemigidir (the rolling stones, beggars banquet, let it bleed, get yer ya-ya’s out). roxy music (ingiltere, 1972) : yalnizca parlak mitleri yansitmakla yetinmeyen ve bryan ferry’nin yonetiminde ozgun bir muzik ortaya koyan grup (do the strand, manifesto) sex pistols (ingiltere, 1977) : johnny rotten ve trajik bir sekilde ölen sid vicious’un yonettigi punk grubu. “gelecek yoktur” sloganiyla tanindi. ask ve barisi yucelten pop ideolojisinden kesin olarak kopan grubun uyeleri, genclerin giyim tarzlarini da cok etkilediler; adeta cirkinligin estetigini olusturdular. asil adi john lydon olan johnny, sanat hayatini public image limited grubuyla surdurdu (never mind the bollocks). bruce springsteen (abd, 1949) : “yalniz kurt” goruntusuyle dylan’in kucuk kardesi. “patron” lakabiyla anilir. dikkate deger bir soz yazari, gitarci, sahne adami (born to run). talking heads (abd, 1976) : en onemli new wave grubu. david byrne’in yonettigi bu grup, new york’lu entelektuellerden olusmustur (77). velvet underground (abd, 1967) : efsanevi grup. andy warhol tarafindan kuruldu, 1970’te dagildi. lou reed (1944), sanat hayatini tek basina surdurdu; john cale ise, eski zevklerine sadik kaldi. cok ozel, sehirli, soguk, kendine asik ve beyne hitap eden bir muzik (heroin, venus in furs). Steve Alexander'ın kullandığı, dünyanın en gelişmiş baterilerinden biri... [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] DOOM METAL “Kötü kader, yazgı” anlamına gelen iç karartan metal... Acelesi olmayan, uyuşmuş, durgun, sıkkın metal... Thrash Metal “hız”a odaklanırken, Doom Metal için tek bir kelime söylenebilir: “yavaşlık”. Oldukça ağır gitar riffleri ve melodik vokal bu metal türünü etkileyen öğelerdir. Black Sabbath, yeryüzünün en ve ilk baba metal grubu, ilk dönemlerinde ağır ve yavaş rifflere odaklanmıştır. O yüzden Black Sabbath, ilk Doom Metal grubu olarak gösterilebilir. Doom Metal’in önemli bir alt kolu olan “DoomDeath” ise Doom’un yavaşlığını Death Metal vokaliyle birleştirir. Bu türün mucitleri ve krallarıysa (Doom’un üç babası olarak bilinen) üç İngiliz Doom grubudur: Paradise Lost, My Dying Bride ve Anathema... Black Metal Black metal heavy metal'in alt-türü olan bir müzik türüdür. Black metal’in ilk temsilcileri –türe isim babalığı yapan “Black Metal” adlı albümünün yapımcısı da olan- Venom, Mayhem, Hellhammer, Mercyful Fate, Bathory ve Celtic frost gibi gruplardır. Black metal günümüzdeki biçimini ise büyük oranda Darkthrone, Enslaved, Burzum, Mayhem, Immortal ve Emperor gibi Norveçli grupların etkisiyle almıştır. Özellikleri: Şarkı sözleri genelde satanizmle ilgili ve paganizm gibi diğer okült konulardan oluşur. Gitarlar yoğun olarak bozunmuştur (distortion’lanmıştır). Davullar hızlı ve agresif bir tonda olup, “blast beat” olarak adlandırılan aynı parçaya (zil, trampet vb…) defalarca üst üste hızlıca vurulması biçiminde yapılan yöntemle çalınmıştır. Gitarlar hızlı ve yinelemeli çalınmıştır (gitarın tıpkı ud gibi çalındığı tremolo yöntemi olarak adlandırılır). Scream vocal” olarak adlandırılan, seslerin derin ve içten bir böğürtü olarak duyulmasını sağlayan, ses tellerini titreştirmekle gerçekleştirilen vokal yöntemi kullanılmıştır. Hızlı perküsyon yapılmıştır. Müzikte yinelemeler yoğundur ve soğuk ve hüzünlü bir atmosfer hissedilir. Black metal gruplarını diğerlerinden ayıran bir diğer özellik ise eskiden daha yoğun olarak kullanılan “corpse paint” adlı, yapanın çürümekte olan bir ceset ya da bir veba kurbanı gibi gözükmesini sağlayan özel bir tür siyah ve beyaz makyajdır. Bu makyaj ve black metal müzisyenlerinin tüm Dünya’da yaygın olarak takma sahne adları kullanması müzisyenlerin kimliklerinin saklanmasına yardımcı olur.... PUNK ROCK Punk; kültür politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir. Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal organizmayı herşeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez. Punk'a göre herşey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, ve gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci taktikleridir. Punk'ın kendini var ettiği sahne; ekonomik ve toplumsal buhranın yaşamın her alanını cenderede tuttuğu 1970'lerin son dönemlerindeki İngiltere'dir. Punk akımı; İngiltere'deki ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında doğdu. "Geleceğin olmadığı'" hayatlarının ve politik güç sahibi kişilerce yönetilen bir toplum tarafından önceden belirlendiği gerçeği, toplumsal dinamiği oluşturan gençlerin en büyük buhranıydı. Bu buhranın köklerinin fütürizm, dadaizm, nihilizm ve anarşizm. Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır. Punk estetiğinin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood (Sex Pistols'in doğuşunda da nedenlerinden olan 'Sex' adlı dükkanın ortaklanndan) şu sözleri ile punk esetetiğinin "nedenini" açıklıyor: "...Onun giysilerini giyrnek için cesur olmanız gerekir. sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerinize çekeceksiniz. Bu tepkileri davet eden bir güç gösterisidir. Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir... PROGRESSIVE ROCK Progressive Rock müzikteki en gizemli türlerden biridir. Anlayanı azdır. Doğal olarak da az sevilir. Ancak sevenleri de bir ömür boyu vazgeçemez ondan. Öyleyse nedir bu PR (Progressive Rock)? PR birçok farklı müzik türünün harmanlanıp bir araya gelmesinden ortaya çıkmıştır. Rockla birlikte caz, folk ve klasik müziğin karışımıyla ortaya çıkmıştır. Bir diğer karakteristik özellik de deneyselliktir. Bir grup yada sanatçı bir konuyu, bir kişiliği veya bir olayı ele alıp onu kendi müziği doğrultusunda dinleyenlerine sunar. Bunun sonucunda da her grubun yaptığı müzik kendi ismiyle anılıp, diğerlerinden farklı bir konumda olur. Yani müziği dinlediğinizde "bu X grubun soundu" diyebilirsiniz. PROGRESSIVE ROCK'IN KÖKLERİ PR'ın tohumlarının ilk olarak efsanevi grup BEATLES tarafından atıldığı öngörülüyor. Grubun 1967 tarihli "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band" albümü herşeyin başlangıcı kabul ediliyor ve sayısız grubu etkileyip onların bu müzik türünde büyük başarılar elde etmesinin başlıca sebebi sayılıyor. Bununla birlikte klasik PR konusunda en büyük öncülüğü yapan grup MOODY BLUES'dur. Grubun 1967 tarihli "Days Of Future Passed" albümü ilk senfonik rock ve konsept albümüdür. Yaşamdaki bir günü anlatır. Şafakta başlar ve geceyi anlatan ünlü parçaları Night In White Satin ile sona erer. Moody Blues'un 1967 ve 1973 tarihleri arasında ürettiği 7 albüm de tam bir PR şölenidir. Bu da PR'ın temelini 2 önemli grup BEATLES ve MOODY BLUES'un attığını gösteriyor. KLASİK PROGESSIVE ROCK'IN DOĞUŞU 60'lı yılların sonunda oldukça yeni ve fazla anlaşılmayan bir müzik türü olan PR ile özdeşmiş bir grup da KING CRIMSON'dı. Grubun ilk albümleri 1969 tarihli "IN THE COURT OF THE CRIMSON KING" senfoni, caz, R&B ve hard rock türlerinin bir karışımı olarak dinleyenleri hayrete düşüren bir şekilde ortaya çıktı. Grup 1974 yılına kadar çıkardığı yedi uçuk albümle dinleyenlerini oldukça nevrotik ve karamsar, zaman zaman duygusal bir boşlukta bırakmıştı. PR arenasında bir başka çok önemli grup da PINK FLOYD'tu... Ülkemizin Vazgeçilmezlerinden Bazıları... ŞEBNEM FERAH [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] DEMİR DEMİRKAN Demir Demirkan müzik hayatına 13 yaşında gitar çalarak başladı. Temel müzik teorisini kendi çabalarıyla öğrendikten hemen sonra kendi şarkılarını ve sözlerini yazmaya başladı. En başta etkilendiği grup ve müzisyenler arasında Pink Floyd, Deep Purple ve Paul Simon'i sayabiliriz. Orta okul ve lise yıllarında okul bünyesinde kurduğu grupta şarkı yazarı, solist ve gitarist olarak yer aldı. Daha sonra üniversite yıllarında Steve Vai, Yngwie Malmsteen gibi rock gitar virtüözlerinin etkisiyle daha çok gitar çalmaya yönelip rock gitar tekniği üzerine yoğunlaştı. 1990 yılında İstanbul tabanlı heavy/rock grubu Pentagram'a katıldı ve grubun ikinci çalışması olan Trail Blazer albümünde gitarist ve şarkı yazarı olarak bulundu. 1992'de müzik eğitimi almak için Los Angeles'a taşındı ve MI - Musician's Institute'a başladı. Scott Henderson, Frank Gambale, Paul Hanson gibi isimler ile çalışma olanağı buldu. 1993 yılında Seeking Shade adlı grubu kurdu ve bu grupta şarkı yazarlığı, gitarist ve solistlik yaptı. Seeking Shade, Los Angeles ve çevresinde konserler ve bar programları yaptı, ve hiç piyasaya sürülmeyen bir albüm kaydetti. 1995'de Seeking Shade adlı grubu kurdu ve bu grupta şarkı yazarı, gitarist ve şarkıcı olarak Los Angeles ve çevresinde konserler verdi ve bir demo albüm kaydetti. Los Angeles'da yaşadığı dört yıl boyunca çeşitli rock, fusion, jazz, afro ve funk gruplarıyla gitarist ve şarkı yazarı olarak da çalışmalar yaptı. Demir Demirkan 1996'da İstanbul'a taşındı. Taşınmasıyla beraber Şebnem Ferah, Sertab Erener gibi isimlerin de aralarında bulunduğu sanatçıların albümlerinde prodüktörlük, gitaristlik ve şarkı yazarlığı yaptı. 1997'de tekrar Pentagram'a katılıp Anatolia albümünü kaydetti. 2000 yılında ilk solo albümü olan Demir Demirkan'ı Sony Müzik etiketi ile yayınlandı. Daha sonra 2002'de Dünya Benim albümünü yayınldı. Demir Demirkan solo albümlerinin yanısıra prodüktörlük ve şarkı yazarlığı kariyerini de bırakmadı. Sertab Erener için yazdığı şarkılar Avrupa ve Türkiye'de büyük ilgi ile karşılanırken içlerinden bir tanesi "Every Way That I Can" 2003 Eurovision şarkı Yarışmasında birincilik ödülü aldı ve dünya marketlerinde 400.000 adet single satışı yaptı. 2004'de 2004 İstanbul albümleri yayınlandı. Bu albüm Avrupa'da onbir ülkede yayınlandı. Bu albümün tanıtım turnesi için Mike Tramp (Whitelion) ile bir Avrupa turnesi yaptı. Yaptığı çalışmalar arasında reklam/TV jingle ları, dizi ve film müzikleri de bulunan Demir Demirkan'ın bu alanda yaptığı en önemli çalışması, 2005'de çekilen Gallipoli/Gelibolu savaşı belgeselinin müzikleridir. Etnik sazların Türkiye'de, senfonik orkestranın ve koronun da Prag'da kaydedildiği bu film müziği Türkiye'de ve Avustralya'da Soundtrack CD olarak da yayınlandı. Demir Demirkan bu günlerde Turkiye'de solo kariyerine devam etmektedir. MOR VE ÖTESİ [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] PENTAGRAM Türk metalinin dünya çapındaki grubu...Pentagram, 1986 yılında davulda Cenk Ünnü ve gitar-vokalde Hakan Utangaç tarafından Bursa'da kuruldu.1987 yılında gruba basçı Tarkan Gözübüyük ve Gitarda Ümit Yılbar'ın katılmasıyla konserler vermeye başladılar. Askerliğini güneydoğuda yapan Ümit Yılbar burada şehit düştü.Onun yerine gruba Murat Net girdi.1989'da kendi adlarını taşıyan speed metal tarzı bir albüm çıkardılar.Üne kavuşmaları 1990'daki kendi adlarını taşıyan ilk albümle oldu.Pentagram'ın müziğini yurt dışında da duyurmayı amaçlayan bu albüm,Türkiye'de oldukça ilgi gördü.Bu albüm aynı zamanda diğer rock gruplarını da albüm yapma yolunda cesaretlendirdi ve piyasanın hareketlenmesini sağladı.Daha sonra vokale Bartu Toptaş geldi ve Hakan daha çok gitara ağırlık verdi.Ardından İnci Sineması ve Açıkhava'da verdikleri konserlerin kayıtlarından oluşan "Live at Trail" adlı bir demo çıkardılar(1991).Bu aynı zamanda ilk ve son demoları oldu.Daha sonra Ogün Sanlısoy ve Demir Demirkan'ın katılmasıyla güçlenen topluluk 1992 yılında "Trail Blazer" adlı ikinci albümünü çıkardı.Bu albüm CD formatında Avrupa'ya da dağıtıldı ve ilgiyle karşılandı.Bu albümle beraber amatörlükten sıyrılan Pentagram,profesyonelleşme yolunda büyük aşama kaydetmişti. Bu albümden sonra Türkiye'de ve yurtdışında sayısız konserler veren grubun fanları gün geçtikçe artıyordu.1995 yılında Ogün Sanlısoy'un kendi kanatlarıyla uçmak üzere (ki bence uçamadı,çakıldı...) ayrılmasıyla gruba lead vokalist olarak Murat İlkan dahil oldu. Çok iyi bir müzik geçmişi olan Murat,son derece doğru bir seçimdi.Ve 1997'de Pentagram beklenen patlamayı sonunda yaptı:"Anatolia"...Bu albüm Türkiye'de bir heavy metal grubu için müthiş bir ilgi gördü ve 100.000 civarında satış gerçekleştirdi.Bu albüm aynı zamanda grubun adını tüm dünyaya duyurması için iyi bir fırsattı,çünkü daha önceki çalışmalarda olmayan bir şey vardı... (Teşekkürler -MatMaZeL- ) [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] DUMAN [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] son zamanlarda en iyi çıkış yapan,Pentagramın eski ve en kaliteli üyelerinden OGÜN SANLISOY [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] KURBAN Yeniden Aramızda..Dağılan Grup Birleşti Haykoooo PANİK - DİSKOTEK Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; son yıllarda kaydedilmiş en 'matrock' albüme hazır olun! Panik, "Almayan Böyle Olsun" ile Grup Vitamin ve Cem Yılmaz gibi isimler yaratmış bir ülkenin, aynı tattaki ilk majör Rock grubu! Üstelik albümün açılışında söyledikleri üzere de kadınlar onlara bayılıyormuş. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Ülkenin en arıza prodüktörlerinden biri olduğunu Kurban’ın "İnsanlar" albümüyle kanıtlayan Deniz Yılmaz, 8 ay boyunca prodüktesi için uğraştığı o albüm sonrası bir daha herhangi bir albüm için prodüktörlük yapmayacağını söylemişti. Fakat Panik için yeniden aynı işe soyunmuş. Hem de kulaklarını yıkatmak pahasına… İşin müzikal açıdan ciddiyetini buradan da örnekleyebiliriz. Albümü almayanların henüz ne oldukları bilinmiyor fakat alanların mutlu oldukları kesin!!!!! AMY LEE [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] ....Biraz da Nostaji.... Beatles Beatles rock türü müziği ile 1960'larda dünya çapında yaygın olağan üstü hayranlık uyandıran İngiliz müzik topluluğuydu. Tümü Liverpool doğumlu olan dört üyesi vardı. (James) Paul McCartney (18 Haziran 1942), John (Winston) Lennon (9 Ekim 1940), George Harrison (25 Şubat 1943) ve Ringo Starr (asıl adı: Richard Starkley 7 Temmuz 1940). Hepsi işçi ailelerinden geliyordu. Beraber çalmaya başlamadan önce çeşitli rock gruplarında deneyim kazandılar. Önce McCartney ve Lennon 1956 yılında bir araya geldiler. Daha sonra bu gruba 1957 yılında Harrison katıldı. 1960 yılında Suart Suchliffe ve Pete Best'in de katılmasıyla grup Beatles adını aldı. Topluluk dönemin gereği olarak önce Liverpool ve Hamburg'daki gece klüplerinde çalarak kendilerini tanıttılar. Fakat grup kendini fazla koruyamadı ve 1961 yılında Suart Suchliffe ve 1962'de de Pete Best gruptan ayrıldı. O yıllarda Brian Epstein'in menejerliğinde bir plak sözleşmesi imzalayan gruba başka bir müzik topluluğundan gelen Starr da katıldı. "Love me Do", "Please Please Me", "She loves you" ve "I Want To Hold Your Hand"gibi ilk plaklarının ABD'de piyasaya çıkması ve "Ed Sullivan Show" da ilk kez ABD televizyonlarında gözükmeleriyle "Beatlesmania" (Beatles çılgınlığı) 1964 yılının başlarında ülkeyi bir baştan bir başa sardı. Başlangıçta Elvis Presley ve Bill Haley gibi yine başta ABD olmak üzere tüm dünya çapında ünlü olan sanatçılardan esinlenen grup; Lennon ve McCartney'in yazdığı basit ama ilginç ve uyumlu sözler ile rock and roll'un ilk günlerindeki heyecanı yeniden uyandırmayı başardı. Bu özellikleri onların yıllarca liste başında kalmalarını sağladı. Şarkı sözleri ve yaptıkları müzikler sayesinde yapımcı kuruluşlardan çok sayıda ödül aldılar. Kraliçe II Elizabeth bile bu grubu O.B.E. (Order Of The British Empire) nişanı ile ödüllendirdi. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Uzun saçları, giyim tarzları sayesinde de oldukça ilgi çeken grup dünya çapında ün kazandı. Bütün plaklarının bir milyonun üstünde satabileceğinden emin olan grup büyük bir rahatlık ile çalışmaya başladı ve müziklerini monoton olmaktan kurtarıp her zaman yeni şeyler eklemesini bildi. Örneğin "Yesterday" gibi balatlardan "Paperback Writer" gibi karmaşık ritimli parçalara; "Yellow Submarine" gibi çocuklara yönelik parçalardan "Eleanor Rigby" gibi toplumsal içerikli parçalara kadar pek çok çeşitli eser meydana getirdiler. Halk konserlerine 1966 yılında son verildi. 1967 yılında dramatik bir bütünlüğe sahip olan "Sergeant Pepper's Lonely Hearts Club Band" adlı albümü çıkardılar. Bu albüm hazırlanış aşamasında elektronik müzikten yararlanılmış olması ve konser salonlarında seslendirilemiyecek bir stüdyo çalışması olmasından dolayı yepyeni bir çalışma idi. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Betles üyelerinin sanatsal yanı müzik ile sınırlı kalmadı. Beraber çevirdikleri ve oldukça da olumlu eleştiriler alan "Help" ve "A Hard Day's Night" onların sinemaya olan ilgilerini ortaya koydu. Daha sonra da birbirlerinden ayrı olarak pek çok filim çevirdiler. Toplum ilişkilerinin getirdiği zorluklar ve grup dışına olan ilgilerinin artması nedeni ile 1971 yılında grup dağıldı. Yeniden birleşebilecekleri dilden dile dolaştı ve hayranları tarafından hep beklendi. McCartney solo albümler çıkardı ve 1971 yılında kendi grubu Wings'i kurdu. Harrison 1970'lerde de Lennon ve Starr'la birlikte çalıştı. Filmlerde boy gösteren Starr daha sonra country müziğine eğilim gösterdi. Lennon, eşi Yoko Ono ile birlikte yaşamanı hem müzikçi hem de bir siyasal eylem adamı olarak sürdürdü. 1980 yılında bir akıl hastası tarafından öldürüldü. Beatles 1960'lardan günümüze kadar akıllarda ve kaset koleksiyonlarındaki yerlerini başarıyla korudular. Günümüzde bile gruba tekrardan toplanıp bir konser vermeleri için tekliflerde bulunulmakta. Hatırlarsanız birkaç yıl önce Türkiye'de bir Beatles konseri verileceğine dair bir söylenti dolaşıyordu. Tüm müzikseverler bir an için ümitlenmişlerdi fakat ne yazık ki Beatles grubu Lennon olmadan bir daha toplanmayı reddetti ve bu konuda gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Ne kadar dağılmış bir grup olsalarda içlerinde hala birbirlerine muhtaç olduklarını ve görünmez iplerle bağlı olduklarını tüm dünyaya göstermiş oldular. . . . _______________________ |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 16.925
Konular: 4912
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1089
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.886
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 140
96 mesajına 99 kez tepki gösterildi
|
KORN İşte sizlere hiçbir yerde bulamayacağınız KORN hakkında bilinmeyenler; *Jonathan ve Fieldy birlikte büyümüş. *Jonathan İskoç soyundan geliyor. *Fieldy çocukluktan beri sürekli Jonathan ile uğraşırmış. *Jonathan, Big Day Out turu sırasında Marilyn Manson'ı yumruklamış. Çünkü Manson, onun hakkında b...tan şeyler söylüyormuş. *Metallica Korn'u turneye çıkaran ilk büyük grupmuş. *Dağılan Coal Chamber'ın takma adı 'Korn Jr.'mış *Caco, Head ve Munky'nin gitar teknisyeni ve aynı zamanda 'Fallow The Leader' albümünde efekt sorumlusu olarak çalışmış *Jonathan zamanında ölülere ve ölümlere ilgisi olduğu için morgta çalışmış *Orgy vokalisti 'Ryan Shuck' Sex-art, Jon'un eski grubunun gitaristiymiş. *Munky 7 telli çalmaya Head'den önce başlamış. *Jonathan'ın hobilerinden biride turne yolculuğu sırasında otobüste korn*fan sitelerini gezmekmiş *Jon morgda çalışırken kadın iç çamaşırı giymiş bir ölü adam ila karşılaşır ve bunu ADIDAS klibine koymaya karar verir. *Korn 'Daddy' parçasını ilk çaldığında Jon şarkıyı yarıda bırakarak sahneden iner. *'Clown' videosunda bir dolap Munky'nin üstüne düşer ama birşey olmayınca çekime devam edilir. *Jonathan'ın annesi bir aktör/dansçı imiş.. *Freak On A Leash dünyanın en pahalı videoları sıralamasında 20. sıradadır. O Video...!! *Munky'nin esin kaynağı 'Faith No More' imiş. *Jonathan'ın Follow The Leader'deki favori parçası: 'Pretty' imiş *Jonathan'ın Untouchables'daki favori parçası: 'No ones there' imiş *Jonathan'ın Issues'deki favori parçası: 'Dirty' imiş *Jon sinirlendiğinde tırnaklarını yemeye başlarmış. *Toronto ve The Sick festivalleri şimdiye kadarki en gürültülü konserlermiş. *Munky'nin kişisel deodarantı 'Old Spice'mış *Family Values 98 tur'unda korn eski rocker lar gibi giyinip, The Scorpions ve Twisted Sisters'dan parçalar çalmış. *Nicholas Cage'in favori grubu Korn'muş. *Fieldy yarı İtalyan, yarı Meksikalı. *'My gift to you'şarkısının önceki adı 'Molested'dır. *'Lıfe is Peachy'nin asıl adı 'Life is Pee-Chee' ama bir marka olduğu için değiştirilmek zorunda kalınmış. *Jon ve Fieldy, 'Beavis ve Butthead'inde gittiği okul olan 'Highland High' okuluna gitmişler. *David'in babası 27 yıl itfaiyeci olarak çalışmış. *David'in bir erkek 3 kız kardeşi varmış. *Korn, sponsorları ADIDAS'ı bırakıp, 500.00$ karşılığında Puma ile anlaşmış. Bunun nedeni ADIDAS'ın isteklerinin boka sarmasıymış. *Mtv, Korn'u 'life is peachy' albümü çıkarana kadar hiç bir şekilde desteklememiş. *David grubun en genç üyesidir. *Fieldy de en yaşlı üyesi. *Jonathan 'Queen Of Damned' filmine 5 şarkı yazmış, ancak diğer anlaşmalı olduğu kayıt stüdyosu bunları söylemesine izin vermemiş. *Korn'un favori deodarantı 'Speed Stick' miş. Çünkü gerçekten kuru tutuyormuş *Fieldy bütün bas rifflerini hip-hoptan esinlerek kurarmış. *Jonathan'ın annesi bir aktör/dansçı imiş. *Munky'nin esin kaynağı 'Faith No More' imiş. *Jonathan'ın Follow The Leader'deki favori parçası: 'Pretty' imiş *Jonathan'ın Untouchables'daki favori parçası: 'No ones there' imiş *Jonathan'ın Issues'deki favori parçası: 'Dirty' imiş *Jon sinirlendiğinde tırnaklarını yemeye başlarmış. *Toronto ve The Sick festivalleri şimdiye kadarki en gürültülü konserlermiş. *Munky'nin kişisel deodarantı 'Old Spice'mış *Family Values 98 tur'unda korn eski rocker lar gibi giyinip, The Scorpions ve Twisted Sisters'dan parçalar çalmış. *Nicholas Cage'in favori grubu Korn'muş. . _______________________ |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 16.925
Konular: 4912
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1089
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.886
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 140
96 mesajına 99 kez tepki gösterildi
|
[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Iron Maiden Adını ortaçagdaki Engizisyon mahkemelerinde kullanılan ve içinden hiç kimsenin canlı cıkamadıgı işkence aletinden alan İngiliz grup 1970 lerin sonlarında Londra da kuruldu. Grubun kuruldugu dönemde Heavy Metal in içine düştügü durgunluk son derece sıkıntılı bir noktaya varmıstı. Ancak Punk ın yükselişi devam ediyordu ve bu yeni akımdan etkilenen gruplar, bu durgunlugu ortadan kaldırıcak bir cözümün kapılarını aralamaya baslamıslardı. Bu gruplardan biri de Iron Maiden olacaktı ve adına NWOBHM denecek olan akımın başını cekecekti. Bu yeni akım heavy Metal in de yeniden soluk almasını saglayacak ve onu zirveye taşıyacaktı. Grup bir cok eleman degisikliginin ardından vokalde Paul Dianno, gitarlarda Dennis Stratton ile Dave Murray, basta Steve Harris ve davulda Clive Bur den olusan kadrosuyla kendi ismini tasiyan ilk albumunu 1980 de yayınladı. "Running Free" ve "Phantom Of The Opera" ile İngiliz listelerine girip zirveye kadar cıkmıstı. Bu arada Stratton gruptan ayrılınca yerine Adrian Smith geçti ve bu kadroyla geniş kitleler tarafından ilk albumleri sanılan ikinci albumleri "Killers" ı piyasaya cikardilar ve bir anda Heavy Metal camiası içinde isimlerini hızlı bir şekilde duyurdular. Ancak eleman degisiklikleri hic durmuyordu; bu kezde vokalist Dianno ayrıldı ve yerine Samson grubunun solisti Bruce Dickinson geldi. Bu kadroyla yaptıkları "Number Of The Beast" en iyi heavy metal albumleri arasında yer aldı ve bircok parcasi listelerde zirveye tirmandi. Bu kez gruptan Clive Burr ayrıldı ve yerine daha önce Fransız Heavy Metal grubu Trust ile calismis olan Nicko Mcbrain geçti.1983 te bu kadronun cıkardıgı "Piece Of Mind" Amerika da listelerde yükselmisti. Ancak önceki calismalarından farklı olan bu album Hard Rock cizgisine yaklastirmisti grubu...Ardından cıkan "Powerslave" de de cizgisi degişmis olan grup 1985 te cikardigi 2 li konser albumu "Live After Death" ile tüm zamanların en iyi konser albumu olarak tanımlanan calismayi ortaya koydu. Çizgisi giderek gelişen, sürekli evrim icinde olan Iron Maiden, "Somewhere In Time" ve "Seventh Son Of A Seventh Son" ile başarı grafiginin hep yükselen bir yapı icinde olmasını sagladı. Ancak gruptan önce Adrian Smith in, daha sonra da Bruce Dickinson ın solo projeler icin ayrılması Iron Maiden in gucunu ve büyüsünü yitirmesine neden oldu. Vokale Wolfsbane den Blaze Bayley alındı. Bruce Dickinson dışında gruptan ayrılan hiç bir eleman solo projelerde başarılı olamadı. Dickinson ın başarısı da pek uzun sürmedi. Sonucta Iron Maiden, 90 larin başarında sadece ismi olan, ama başarı acısından önemsiz gruplar arasında yer alan bir grup haline geldi. 15 yıldan uzun bir geçmişi olan grup, son zamanlarında gözden düşsede, ilk 10 yılı boyunca yaptıgı calismalarin özellikle ilk dönemlerinde Heavy Metal in yeniden canlanmasında büyük bir pay sahibi oldu; melodik gitar düetleri, güçlü vokalleri, solo gibi öne cikan bas partisyon örgüleri ve enerjik davullarıyla Heavy Metal in Punk karşısında yeniden ataga kalkmasını sagladı. Iron Maiden ın Heavy Metal türündeki yeri o kadar önemlidir ki, NWOBHM akımının Iron Maiden ın 1979 da cıkardıgı "Soundhouse Tapes" EP siyle basladıgı ve 1981 Eylülü nde, Paul Dianno nun grubu terk etmesiyle sona erdigi söylenir. Grup Üyeleri Vocal: Bruce Dickinson Gitar: Dave Murray Gitar: Adrian Smith Gitar: Janick Gers Bas: Steve Harris Davul: Nicko McBrain Diskografi 1980 Iron Maiden 1981 Killers 1982 Number Of The Beast 1983 Piece Of Mind 1984 Powerslave 1985 Live After Death [Live] 1986 Somewhere In Time 1988 Seventh Son Of A Seventh Son 1990 No Prayer For The Dying 1992 Fear Of The Dark 1993 A Real Live Dead One [Live] 1994 Live At Donnington [Live] 1995 The X Factor 1998 Virtual XI 2000 Brave New World 2002 Rock In Rio [Live] 2003 Visions Of The Beast [DVD] 2003 Dance Of Death 2004 The History Of Iron Maiden - Part 1: The Early Days [DVD] 2005 Death On The Road [DVD] 2005 Death On The Road [Live] _______________________ |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 16.925
Konular: 4912
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1089
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.886
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 140
96 mesajına 99 kez tepki gösterildi
|
DREAM THEATER Dream Theater 'ın müziğinde kurulması zor bir sentez vardır. Yes, Rush,Marillion, King Crimson, Pink Floyd gibi eski progressive rock gruplarından esinlenerek Heavy Metal yapma fikri yeni bir şey değil ama bunu ne kadar başarılı yaptıkları önemli. Heavy Metal 'in her türüne göndermeler var müziklerinde. Judas Priest 'le başlayan ve Iron Maiden 'ın en başarılı şekilde yaptığı çift gitar partisyonlarını, DT klavye ve gitarla yapıyor. Bazen neyin gitar neyin klavye olduğunu çakamayacağınız kadar ustalıkla hem de. New Wave Of British Heavy Metal etkisi dışında grupta net bir Metallica, Pantera ve thrash etkisi de var. Kesik kesik atılan thrash riffleri bunun kanıtı. Grup bununla da kalmıyor, yer yer speed kadar hızlı agresif gitarlara yer verıyor ama birden akustik veya piyano ağırlıklı bir temaya geçerek James 'in de eski grubundan kalma "yumuşak" sesi sayesinde glam dinlediğimiz yıllara gotürüyor bizi. Pull Me Under 'ın klibinde eski glam vokalisti James LaBrie 'nin t-shirt'ü Napalm Death t-shirt'ü. Mike Portnoy sıkı bir rap müzik takipçisi ve belki de konuşuyormuş gibi hızlı hızlı okunan pasajlar da rap 'in etkisini taşıyor. Müziklerinin içinde yakından hissettiğimiz diğer müzikler : Jazz ( scenes'de daha da belli oluyor ), klasik müzik ( bkz : Erotomania ), Fusion, New Age, etnik müzik, farklı enstrümanları süs olarak da olsa kullanmaları nedeniyle dünya müziği, klavyede farklı arayışlara girerken Techno ve tabii ki doğaçlama müzik. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Tüm müzik türlerini bünyesinde toplayan DT müziğinin vazgeçilmez öğesi lirikleridir. Dream Theater bir gün kötü bir albüm çıkartabilir ama o albümde bile şarkı sözlerinin her zamanki gibi özenle yazılmış edebi sözler olacağından eminim. Dream Theater 'ın sözlerini okumak insana Shakespeare, T.S. Elliott veya Murathan Mungan şiirleri okuyormuş gibi bir tat veriyor gerçekten de. Kapak tasarımlarını resim sanatına ait yapıtlar olarak görürsek ve Awake 'ten itibaren şarkılarındaki sinema repliklerinden alıntıların daha da artacağını ve hikayelerindeki sinematografik anlatımı düşünürsek insan beyninin yarattığı düşlerden meydana gelen tüm sanat dallarından imgeleri toplayan ve bize sunan bir müzik grubuyla karşılaştığımızın ayırımına varabiliriz. DT 'ın büyüklüğü burada yatar. _______________________ |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 16.925
Konular: 4912
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1089
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.886
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 140
96 mesajına 99 kez tepki gösterildi
|
| SLiPKNOT | 1996 yılında kaynak işinde çalışan Shawn Crahan ve arkadaşı Anders Colsefini tarafindan Slipknot fikri ortaya cıkar. Shawn, Paul Gray isimli arkadaşını denemek için L.A’dan cağırır. Daha sonra gruba Paul’ün eski grup arkadaşı(Anal Blast) Joey Jordison, Donnie Steele (Body Pit) ve Josh Brainiard (Modifidious) eklenir. Böylece grubun ilk kadrosu oluşur.(Shawn Crahan-perkusyon,Anders Colsefini-vokal, Paul Gray-bas, Joey Jordison-davul, Donnie Steele-gitar, Josh Brainard-gitar). Kasabalarında ve çevre köylerde çalmaya başladılar. 1996’nın yarısında ilk albümleri Mate Feed Kill Repeat’ı cıkardılar(Producter Sean McMahon). 1000 kopyayla sınırlı albüm kısa sürede tükendi. Albüm bölgesel radyolarda çalınmaya başlamıştı bile. Anders’ın Painface’e gitmesiyle yerine Corey Taylor geldi. Corey’in gruba dahil olmasıyla herşey daha iyiye gitmeye başladı. Kıyafetler değisti, keçi amblemli tulumlar giymeye başladılar. Her biri ayrı renkte barkodlara ve rakamlara sahip oldu. Ve maskeler. Hepsi ayrı korkunçlukta maske takmaya basladi. Kendileri, bunun muziklerini daha iyi yansıttığını düşünüyorlar… Corey’den sonra DJ Sid Wilson ve perkusyonist Cuddles da gruba dahil olur. Cuddles’ın da ayrılması uzun sürmez. Yerini Chris Fehn’e bırakır. 1997 yılında Sepultura(Roots), Korn ve Limp Bizkit için yaptıklarıyla adından bir hayli söz ettirmiş olan Ross Robinson yeni grup bir ararken, tavsiyeler üzerine Slipknot’ı yerinde izlemek üzere Iowa’ya gider, gösterdikleri canlı performanstan etkilenerek albüm yapma teklifinde bulunur. Bir çok büyük şirketten teklif almalarına rağmen (Epic, Mercury vs) Ross Robinson sayesinde Roadrunner Records bağlantılı I Am Records ile sözleşme imzalarlar ve Californiya-Malibu’da bulunan Indigo Ranch Stüdyoları’nda kayıtlara başlarlar. Her şey güzel gitmektedir. Ancak Josh ailesinden ayrı kalamayacağını söyleyerek gruptan ayrılır. Onun yerine gelen James Root(Deathfront) gitara geçerek ‘Purity’yi çalar. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Kendi isimlerini taşıyan albüm 29 Haziran 1999’da piyasaya çıkar. Bu albümle büyük üne kavuşurlar. Aynı yıl içerisinde katıldıkları Ozzfest’de patlamayı yaparlar ve önceleri sadece bölge sınırları içerisinde kalan ünleri ülke sathına yayılır. Albüm önce Altın Plak sonrada Platin Plak mertebesine erişir. Rolling Stone tarafından "Hakkında En Çok Konuşulan Grup" ilan edinildikten sonra Billboard Heatseekers listelerinde 1 numaraya çıkarlar. Bir buçuk yıl süren dünya turnesinden geri döndüklerinde bir çok Rock-Alternative radyosununda zirvesini ziyaret etmiş durumdadırlar. Hard Drive dergisi "Son On Yılın En İyi Canlı Performans Grubu", Kerrang! dergisi ise okuyucu oylarıyla "En İyi Uluslararası Canlı Performans Ödülü"nü layık görür Slipknot’a. Slipknot’ın bu kadar konuşulmasına şaşmamak gerekir. Cünkü gerçekten etkileyici ve orjinal sahne şovlarıyla seyirciyi coşturuyorlar. Shawn’ın bu konuda ise şöyle bir açıklaması var ; "Sahneye çıkmadan önce biliyoruz ki bu birilerinin bizi izlediği ilk konser ve bu nedenle mümkün olduğunca akılda kalıcı olmasını sağlamaya çalışıyoruz." 28 ağustos 2001 tarihinde Iowa albümü I Am Records’dan çıktı. Slipknot bu albümle de müziğini kanıtladı.Bu albümden de People=Shit, Left Behind, Heretic Anthem gibi hitler çıkardı. Bu kadar hit çıkaran ve altın çağını yaşayan Slipknot’ın elemanları kendi yan projelerinde de uğrasmaya başladılar. Joey Statix-X’in gitaristi Tripp Eisen ile Murderdolls grubunu kurdu. Corey Stone Sour grubunda vokaline devam etti(Jim Stone Sour da da çalıyor). Slipknot 3 yıl aradan sonra 24 mayıs 2004 tarihinde Road Runnerrecords etiketi altında 4. albümünü çıkararak bir patlama daha yaptı. Subliminal Verses adlı albümde Duality, Pulse of the Maggots gibi şarkılarla yine hayran kitlesini coşturdu. Halen daha turnelere devam ediyorlar. _______________________ |
|
|
|