![]() |
|
|
#21 (permalink) |
TeOMaN!
20 Kasım 1967´de Giresun Alucra´da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun. İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterini tamamlayan Teoman, ilk müzik grubu Indians´ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar bu grubun solistliğini yaptı.Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından, grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı. 1996 yılında Roxy´de gerçekleştirilen 'Roxy Müzik Yarışması' nda, ilk solo albümünde de yer alan 'Ne Ekmek ne de Su' ve 'Yollar' isimli parçalarıyla 'en iyi beste' ve 'en iyi grup' ödüllerini aldı. Teoman 1996 yılında ilk albümü 'Teoman'ı İstanbul Plak'dan çıkardı. 1998 yılında piyasaya çıkan 'O' isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman, üçüncü albümü 'Onyedi' de yine NR1 Müzik etiketini taşıyor. Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, 'O' ve 'Onyedi' isimli albümlerinde Prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı. 'O' isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural´ın unutulmaz bestesi 'Gemiler'i ve üçüncü albümü 'Onyedi' de yer alan Ajda Pekkan´ın klasikleşmiş şarkısı 'Uykusuz her Gece'yi ve Bora Ayanoğlu´nun 'O Yaz' isimli şarkısını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi. Teoman, müzik çalışmalarından arta kalan zamanlarında kitap okumayı, sinemaya gitmeyi, yazı yazmayı, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi ve müzik dinlemeyi seviyor. 1996 yılında Teoman 1998 yılında O 2000 yılında Onyedi 2001 yılında Gönülçelen 2003 yılında Teo Man 2004 yılında En Güzel Hikayem 2006 yılında Renkli Rüyalar Oteli 2007 yılında Bülent Ortaçgil-Teoman Konser isimli albümleri çıkmış olup 2001 yılında Remixler 2002 yılında İstanbul'da Sonbahar Remiksler 2003 yılında Remiksler 1 2004 yılında Duş (Radyo Remiksler) 2005 yılında Balans ve Manevra Soundtrack adlı remiks ve soundtrack albümleri çıkmıştır... 2004 yılında ise eski plak şirketi tarafından Best of Teoman albümü çıkarılmıştır... _______________________ |
|
|
|
|
| Teşekkür edenler: |
GeNcA (11/09/07)
|
|
|
#22 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.055
Konular: 4943
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.888
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
|
ThE DoOrS
Jim Morrison daha dört yaşındayken ailesiyle birlikte New Mexico otoyolunda ilerlerken kaza yapıp ters dönmüş olan bir kamyon ve yolun kenarında ölmek üzere olan yaralı Pueblo yerlilerini görür ve gördüğü bu manzaradan çok etkilenir. Daha sonra arkadaşlarını ölen Kızılderilinin ruhunun kendi ruhuna geçtiğini söyleyecektir. Bu hikaye daha sonra The Doors ve Jim Morrison'la ilgili bir çok yerde kullanılacak (Yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı The Doors filmide dahil olmak üzere) bununla birlikte bu hikaye Jim Morrison'ın rock'n roll tarihi içinde neden en karizmatik ve mitolojik kahramanlarından biri olduğununda açıklanmasını sağlayacaktır. Ray Manzarek, Morrison için 'O bir şamandı, o bir elektrik şamandı' diyor. The Doors 1965 yılında Los Angeles'da (UCLA) sinema öğrencileri Jim Morrison ve Ray Manzarek tarafından kuruldu. O sıralar Manzarek, iki kardeşiyle birlikte, Rick And The Ravensask adında bir R&B grubu kurmuş ve kendilerine katılacak solist ve baterist aramaktaydı. Morrison'ın kendi yazmış olduğu 'Moonlight Drive' adlı parçayı seslendirirken gören Manzerek ondan hemen etkilenir ve gruplarına katılmayı teklif eder. Bir süre sonra aralarına aldıkları baterist John Densmore'la birlikte Jim Morrison'ın yazdığı altı parçayı kaydettiler fakat ortaya çıkan kayıtlardan hoşnut olmayan Manzerek'in kardeşleri gruptan ayrıldı, onların yerine ise Densmore'un arkadaşı olan gitarist Robbie Krieger geçti. Hiç bir zaman gruba katılacak yeni bir bas gitarist bulunamadı. Bu sırada grubun adını da Morrison; William Blake'den, Aldous Huxley'e kadar yazarların düşünceleri etrafında toplanan "The Doors Of Perception"dan etkilenerek "The Doors" olarak değiştirildi. The Doors 1966 yılında ilk demo kayıtlarını yapıp ilk olarak London Fog'da ardından da Whiskey-A-Go-Go'da sahneye çıktı. Bahsettiğimiz ikinci yerden ise grup dört ay sonra, 'The End' adlı parçalarını seslendirmeleri üzerine atıldı. Bununla birlikte aynı parça The Doors'un ve Morrison'ın, Jac Holzman tarafından farkedilmesine de sebep oldu ve sonuçta grup Elektra Records'la anlaşma imzaladı, 1967 yılında da ilk albümleri "The Doors" piyasaya çıktı. Rock tarihinde önemli bir yere sahip olan albüm The Doors'un blues, rock, klasik ve jazz melodilerini şiirle mükemmel uyumunun bir örneğiydi. "The Doors"; 'Light My Fire' single'ıyla tanıtıldı. 'Light My Fire' piyasaya çıktığı ilk gün listelerde bir numaraya yükseldi. Grubun piyasaya sürdüğü diğer albümlerde de çıkan ilk albümün izleri bulunuyordu fakat bununla birlikte 'Hello I Love You' gibi bir takım başarılı parçalarda içeriyordu. Grubun bir sonraki albümü 1967 tarihli "Strange Days" oldu. 1968 tarihli "Waiting For The Sun" ise Morrison'ın mitolojik farklı benliğini ortaya koydu; 'Kertenkele Kral'. (Albüm kapağının içine basılmış olan 'The Celebration Of The Lizard King'den dolayı). Şiirin bir kısmı 'Not to Touch The Earth'de yayınlanmış olsa bile Celebration'ın tamamı "Absolutely Live"a kadar yayınlanmadı. Morrison, sahnede t-shirt'ünü çıkarıp dar deri pantolonlar giyerek kendine özgü bir stil yaratmıştı. Yarattığı stilin bir de karanlık tarafı vardı ki o da madde ve alkol bağımlılığıydı. Heyecanlandıran şöhretinin yanında sahnede davranışları çok tutarsızdı. 1967 yılında New Haven'da verdikleri konser sırasında müstehcen davranışları sebebiyle, 1968 yılının Ağustos'unda Phoenix'e yaptıkları uçak yolculuğunda kanun dışı hareketleri sebebiyle; 1969 yılında Hartford'da verdiği konserin sahne arkasında bir polis memuruna saldırmasının ardından ve son olarakta yine 1969 yılında Miami'de, Dinner Key Salonu'nda Morrison'ın kendini sahnede teşhir etmesi ardından tutuklandı. Mahkeme kararıyla sanatçı uzun yıllar Miami'de kalmak zorunda kaldı. 1969 yılında piyasaya çıkan "The Soft Parade" grubun diğer albümlerine göre daha özenle hazırlanmıştı ve grubun hayranları tarafından farklı tepkilerle karşılandı. Bununla birlikte albümden çıkan 'Touch Me' listelerde 3 numaraya kadar yükseldi. Morrison ise dikkatini grubun dışında bir takım farklı yönlere verdi ki bunlar arasında şiir yazmak, şair Michael McClure ile birlikte bir senaryo üzerinde çalışmak ve "A Feast of Friends" adındaki filmi yönetmek oldu. Simon and Schuster 1971 yılında "The Lords and the New Creatures"ı yayınladı, Morrison'ın daha önce yazmış olduğu "An American Prayer" özel olarak 1970 yılında basıldı fakat buna, kalan Doors üyeleri tekrar bir araya gelip Morrison'ın şiirlerini müziğe uyarlayıp yayınlayana kadar yani 1978 yılına kadar ulaşılamadı. 1989 yılında ise "Wilderness: The Lost Writings Of Jim Morrison" yayınlandı. Morrison yaşadığı dönem içerisinde yakın çevresine ileride bir şair olarak anılmak istediğini söylese de hayranları ve eleştirmenler tarafından bu pek ilgi göremedi. 1970 yılında grup en az birincisi kadar başarılı olan bir sonraki albümleri "Morrison Hotel"i piyasaya sürdü. Bu albümü de 1971 yılının Nisan ayında piyasaya çıkan "L.A. Woman" takip etti. "L.A. Woman"ın kayıtları sırasında Morrison'ın alkol ve madde bağımlılığı giderek kötüleşiyordu ve bu sebepten dolayı da grupla arasında bir takım sorunlar yaşanıyordu. Fakat yine de "L.A. Woman", The Doors'un önemli çalışmlarından biri olarak kaldı. Albümün belki de en etkileyici parçası yine etkileyici vokalleriyle 'Riders On The Storm'du. Kısa bir süre sonra Morrison Paris'e taşındı. (inzivaya çekildi) Bir pop starı olması onun hem hoşuna gidiyor hem de bu şekilde tanınmaktan nefret ediyordu. Çünkü kendisi bir şair olarak tanınmak ve edebiyat yaşamına burada tekrar başlamak istiyordu. 3 Temmuz 1971 yılında ise kalp krizinden, 27 yaşında, yine Paris'te öldü. Onu uzun zamandır sevgilisi ve karısı olan Pam (Pamela Courson Morrison) banyo küvetinde buldu. Aslında ölüm sebebi hakkında kalp krizinin yanı sıra bir çok hikaye de anlatıldı. Bunlardan biri öldüğü günün bir gece öncesinde Paris'teki bir barda fazla uyuşturucu yüzünden öldüğü ve bedeninin bu olayın kapanması açısından Paris'teki apartmanına taşındığı yönündeydi. Bir başka rivayet ise ki bu onun ölmediğine inananlar tarafından ortaya atılmıştı; Morrison'ın 25 Nisan 1974 yılında uyuşturucu yüzünden Hollywood'da öldüğü yönündeydi. Morrison, Paris'te bulunan Pere Lachaise Mezarlığına nakledildi; mezarlık hayranlarının getirmiş olduğu çeşitli hediyeler, çiçekler ve grafitilerle süslenmişti. Fakat 1990 yılında grafitilerle süslenmiş olan mezartaşı çalındı. Artık mezarlığın başında bir görevli beklemektedir ve sadece belli bir süre mezarlığın ziyaret edilmesine izin verilmektedir. Eskiden, ziyaretçiler saatlerce hatta günlerce mezarlıkta bekleyebiliyordu. Kalan üyeler Morrison'ın yerini Manzerek'le doldurarak yollarına devam etme kararı aldılar. Bu kararın sonucu ise çıkartmış oldukları iki albümdü, sonuç kötü değildi fakat Morrison'ın vokalleri ve şiirleri olmadan aynı tadı vermiyordu elbette. Manzerek, Morrison'ın yerini bir dönem Iggy Pop'un doldurabileceğini düşünmüştü, fakat bu düşüncesi gerçekleşmedi. Sonuçta 1973 yılında grup dağıldı. Grubun dağılmasının ardından Manzerek iki solo ve bir de Nite City adlı grupla albüm kaydetti. 1983 yılında ise besteci Philip Glass'la birlikte Carl Orff'un Carmina Burana'sının rock versiyonunu düzenledi. Krieger ve Densmore ise Butts Band adındaki grubu kurdu. Grup iki albüm piyasaya sürdükten sonra; (üç yıl sonra) dağıldı. 1972 yılında The Doors'un Greatest Hits albümü "Weird Scenes Inside the Gold Mine" piyasaya çıktı. Krieger 1981 yılında ilk solo albümünü piyasaya sürdü 1982 yılında da turneye çıktı. Bununla birlikte tam olarak Doors'un ömrü tükenmemişti, yıllar geçtikçe grup yeni hayranlar kazanmaya başladı ve 1978 yılında tekrar bir araya gelmeye karar verdiler. Morrison'ın "L.A. Woman"ın kayıtları sırasında kaydettiği şiirlerini yayınlamaya karar verdiler ve ortaya çıkan "An American Prayer" büyük başarı kazandı. Bu albümü de arşiv materyallerinden toplanan 1983 yılı çıkışlı "Alive She Cried" takip etti. Bu arada 1979 yılında Francis Ford Coppola, 'Apocalypse Now' adlı filminde 'The End'i ana tema olarak kullandı. 1980 yılında Danny Sugarman-Jerry Hopkins tarafından yazılan Morrison biografisi "No One Here Gets Out Alive" yayınlandı. Aynı yıl iki milyon kopya satış grafiğine yükselen The Doors'un toplama albümü piyasaya çıktı. The Doors'un albümleri yılda 750.000 satmaya başladı. The Doors'un 12 albümü altın, 7 albümü ise platin albüm ödülünü aldı. 1985 yılında Rolling Stone Dergisi, kapağında Morrison'ın bir fotografını yayınlayıp, "He's hot, he's sexy, and he's dead" başlığını attı. 1991 yılında da yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı "The Doors" adlı filmde Morrison rolünde Val Kilmer ve Pam rolünde de Meg Ryan bulunuyordu ve filmle birlikte yeni nesillere The Doors naklediliyordu. 1995 yılında yeniden yayınlanan "An American Prayer"da; Morrison'ın ölümünün ardından kalan üyelerin sanatçının daha önce okumuş olduğu şiirlerinin üzerine yaptıkları besteden oluşan parça "The Ghost Song" bulunuyordu. 1993 yılında Morrison'ın 50. yaşgünü anısına tüm dünyadan milyonlarca kişi mezarlığı ziyaret etti. Ve The Doors; 1995 yılında, Rock and Roll Hall of Fame'e dahil edildi. 1999 yılında grubun dijital olarak yeniden basılan grubun altı stüdyo albümünden oluşan box set'i piyasaya çıktı. Set'te ayrıca grubun 1997 yılında piyasaya çıkan Box Set'inden seçilmiş, canlı performanslarından ve stüdyo kayıtlarından derlenmiş 15 parçadan oluşan ekstra CD bulunuyor. _______________________ |
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.055
Konular: 4943
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.888
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
|
Nirvana ABD'li müzik topluluğu. Üyeleri: Gitar ve vokalde Kurt Cobain, bas gitarda Krist Novoselic ve bateride Dave Grohl. 1988 yılında çıkardığı ilk albümle (Bleach) sesini pek duyurmayan grup, 1991 yılında çıkardığı Nevermind albümü ile müzik dünyasında tam anlamıyla bir çığır açtı. 4/4'lük ritm kalıplarıyla, yalın fakat akılda yer tutan melodileriyle ve vurucu sözleriyle kendine özgün bir tarz oluşturan solist Kurt Cobain, aynı zamanda çalkantılı yaşamı ve uyuşturucu bağımlılığı ile de gündeme gelmiştir. Grunge adı verilen bu müzik tarzında hızlı bir tempo ve defalarca tekrarlanan nakarat bölümü en belirgin özellikler olarak karşımıza çıkar. Grunge bu yönüyle Punk müziği de andırır fakat Grunge ile Punk akımları temsil ettikleri kuşaklar ile birbirlerinden ayrılır. NirvanaSahnedeki tavırlarıyla da ses getiren grubun en iyi bilinen özelliklerinden birisi de konser sonlarında pahalı gitarları paramparça etmeleridir. Grubun köklerinde 1980 yılların ortasında müzik piyasalarının en önemli isimlerinden olan Melvins ve Sonic Youth'un izlerini görmek mümkün. Novoselic ve Cobain; yaşadıkları yer olan ve Seattle'a çok yakın bir kasaba olan Aberdeen'de 1985 yılında tanıştılar. Müzikal çalışmalarının ilk somut örneği Stiff Woodies adıyla gerçekleşti. Bu ilk oluşumda Cobain bateri çalarken Novoselic'de bas çalıyordu. Grubun belli bir gitaristi ise yoktu. 1987 yılında grup adını Nirvana olarak değiştirdi; bu değişimle birlikte Cobain vokal ve gitara geçerken gruba Chad Channing'de baterist olarak eklendi. Bir süre sonra Seattle'da yer alan plak şirketlerinden biri, Sub Pop tarafından keşvedilen grup 1988 yılında ilk singleları Love Buzz/Big Cheese'i kaydetti. 1989 yılının Haziran ayında ise 600 Dolar'a kaydedilen ilk albümleri "Bleach" piyasaya çıktı. Bu albümün piyasaya çıkmasının ardından Portland ve Oregon'u kapsayan küçük bir turneye çıkan grubun solisti Kurt Cobain daha sonra eşi olacak Courtney Love'la da bu turne sırasında tanıştı. Turnenin ardından Washington çıkışlı bir grup olan Scream'in bateristi olan Dave Grohl 1990 yılının Eylül ayında Chad Channing'in yerine gruba girdi. Kurt Cobain1991 Avrupa Turnesi boyunca Nirvana, Sonic Youth'un ön grubu oldu. Nirvana'nın büyük çıkışı ise 1991 yılında katıldıkları Reading Feastivali'nde gerçekleşti. Bu festival sırasında kaydedilen ve bir belgesel niteliği taşıyan, 1991: The Year Punk Broke'la birlikte grubun adı tüm dünyada duyuldu. 1991 yılı aynı zamanda; Nirvanamania akımının oluşma, Kurt Cobain'in ise fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulma tarihi de oldu. Grup daha sonra Geffen Records'la anlaşma imzaladı ve asıl büyük başarıları olan 'Nevermind'ı 1991 yılının sonbaharında piyasaya çıkardı. 3 platin ödüle layık görülen ve dünya çapında 10 milyon kopya satan Nevermind'dan çıkan single "Smells Like Teen Spirit" ise MTV'nin sürekli yayınladığı kliplerden biri oldu. Müzikal başarılarının yanı sıra maddi açıdan da oldukça iyi duruma gelmeye başlayan grubun solisti Kurt Cobain ise bütün bu bolluğun yanında içine kapanmayı ve kendi dünyasını yaratmayı tercih etti. Bu sırada 1992 yılının Şubat ayında Hole grubunun solisti olan Courtney Love'la Hawaii'de evlendi. 18 Ağustos'ta ise kızları Frances Bean dünyaya geldi. Nirvana'nın üçüncü stüdyo çalışmaları Kurt Cobain'in sağlık problemleri sebebiyle ertelenedi. Kronik mide sancılarından şikayetçi olan Cobain çok sık hastaneye kaldırılmaya başladı. 1992 yılında ise Geffen, Nirvana hayranlarının sabrını daha fazla zorlamamak için grubun B-Side'larından oluşan bir toplama albümü, 'Incesticide'ı piyasaya sürdü. Nevermind albüm kapağı1993 yılının baharında grup tekrar stüdyoya girmek için hazırdı. Nevermind'ın ardından çıkartacakları bu yeni albüm için grup; Pixies, Breeders ve Jesus Lizard'ın da prodüktörlüğünü yapmış olan Steve Albini'yle çalışmayı tercih etti. Yeni albüm 'In Utero' 1993 yılının Eylül ayında piyasaya çıktı."In Utero"nun piyasaya çıkmasının ardından grup MTV için verdikleri Unplugged konserin de içinde bulunduğu ve Kuzey Amerika'yı kapsayan bir turneye çıktı. 1994 yılı Nisan ayında yüksek dozda uyuşturucu alarak intihar eden Kurt Cobain, ölümünün ardından pek çok soru işareti bırakmıştır. Cobain'in uyuşturucu bağımlılığı bir gerçek olsa da ölümünün ardından eşi Courtney Love'ı da kuşku ardında bırakan bazı komplo teorileri gündeme gelmiştir. Bunlardan en çok bilineni Cobain'in kanında bir insanı öldürmeye yetecek dozdan çok daha yüksek miktarda eroin bulunmasıdır. Cobain öldürücü dozun üç katı eroin ve pompalı tüfekle azına ateş edilmiş bir şekilde bulundu. Bunları kendi kendine yapmasının mümkün değildir. Bıraktığı veda mektubunun sonunda Country Love'un el yazısı ile yazılar yazıldığı bulunmuştur. Konu aydınlığa kavuşmuş değildir. _______________________ |
|
|
|
| Teşekkür edenler: |
_nymph_ (17/06/07)
|
|
|
#24 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.055
Konular: 4943
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.888
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
|
[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Bugün Green Day olarak tanıdığımız oluşumun temellerini Rodeo, Kaliforniya’da atan Billie ve Mike, John Sweet High School kafeteryasında ilk tanıştıklarında 10 yaşlarındaydılar. Kuzey Kaliforniya underground punk sound’una sahip topluluğun o zamanlar ki adı Sweet Children’dı. Evlerinde Ozzy Osbourne, Def Leppard ve Van Halen’dan heavy metal şarkıları çalarak müzik hayatlarına başlayan topluluğa 1987 yılında John Kriftmeyer dahil oldu ve grubun adı Green Day olarak değişti. 1989 yılında ilk bağımsız EP leri “1,000 Hours”u kaydeden Green Day, bunun peşi sıra “Sweet Children” ve “Slappy” EP’lerini çıkardı. Grubun ilk resmi albümü olan ve bir önceki EP’lerinin bir kombinasyonu olan “1039 / Smoothed Out Slappy Hour”, 1990 yılında yayınlandı. Kriftmeyer’ın topluluktan ayrılmasının ardından gruba Tré Cool dahil edildi. Green Day, ikinci albümleri “Kerplunk” ile 5 ulusal turne düzenledi. Bu albüm, grubun büyük firmalar tarafından tanınmasını sağladı ve Reprise Records ile varılan anlaşma, 1994 yılında Dookie”nin yayınlanmasıyla sonuçlandı. Bu albümden çıkan “Longview” ve “Dookie” şarkıları, tüm dünyada birer hit oldu. İkinci single “Basket Case” ile topluluk, Amerika Modern Rock listelerinde 5 hafta boyunca zirvede kaldı. “When I Come Around” ile grup Amerika Modern Rock listelerinde 7 hafta birinciliğini korudu. Dookie sadece Amerika’da 5 milyondan, uluslararası pazarda ise 10 milyondan fazla satarak 1994 Grammy ödül töreninde “Best Alternative Music Performance” ödülünün de sahibi oldu. 1995 sonbaharında “Insomniac” albümünü yayınlayan topluluk, “J.A.R” şarkısıyla yine listelerde birinciydi. 1997 yılında piyasaya çıkan “Nimrod”un ardından grup üyeleri müziğe 2 yıl ara verdiler. 2000 yılında Green Day, müzik piyasasına “Warning” albümüyle geri döndü. Grup için farklı bir sound’a sahip olan bu albüm, eleştirmenler tarafından fazla beğenilmedi. Eylül 2004’te yayınlanan “American Idiot” albümleri ile dünya Billboard listelerinde 1 numaraya yerleşen topluluk, 7 Grammy ödülüne aday gösterildi ve “Best Rock Album” ödülünü aldı. _______________________ |
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.055
Konular: 4943
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.888
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
|
[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Grubun Tarihi [değiştir]Grubun ilk kadrosunda Scott Raynor adını görmekteyiz. Scott 'Enema Of The State'e kadar baterinin başındaki isimdi. Scott'ın gruptan ayrılmasının nedeni okula geri dönmek istemesi. Şimdileri ise Scott, yerel bir grupta baget sallıyor ve bu grubun en büyük yardımcılarından biri de Blink 182 üyeleri. Grubu kurduklar ilk günden beri elemanların tek düşünüdüğü olabildiğince çok insana müziklerini dinletmek. Birçok grupla beraber performans sergilediler, ancak adlarının duyulmasını The Vandals'a borçlular. 'Flywatter' ve 'Buddha' demolarını yayınladılar. Demolarını yayınladıkları tarihlerde grubun ismi sadece Blink idi, fakat irlandalı bir techno grubu Blink'in kendilerinden daha önce piyasaya çıkmaları nedeniyle grup Blink'in sonuna 182'yi ekledi. NOFX, Pennywise ve grubun idolü The Descendents ile tura çıkma şansını yakaladılar. 1994 yılında debut albümleri 'Cheshire Cat' ile elde ettikleri başarının ardından MCA Records'a transfer oldular. 'The Mark, Tom & Travis Show' çıktıkları yaz turnesinde kaydedildi. Albümde grubun en baba şarkıları ve daha önce yayınlanmış parçaları bulmak mümkün. Eylül ayının ortalarında grubun tarihini anlatan bir kitap piyasaya çıktı. Kitabın yazarı Mark'ın kız kardeşi Anne ve kitabın ismi 'Tales From Beneath Your Mom'. Travis'in kemer şirketinin yanı sıra Mark ve Tom'un işlettiği 'Loserkids.Com'da da kıyafet, film ve plak bulma şansınız var. Grubun etkilediği isimler, Nirvana, The Descendents ve Ramones. Grubun karşılaştırıldığı isimler ise Green Day, NOFX, Offspring, Pennywise, Ash ve Weezer. Grup 2003 yılında çalışmalarına ara verip, 2005 yılında resmi olarak dağıldı.Üyelerinden Tom DeLonge şu anda kendi kurduğu Angels & Airwaves isimli grupta gitaristlik ve vokalistlik yapmaktadır. Mark Hoppus ve Travis Barker ise +44 ismindeki kendi gruplarını kurdular. Grup Üyeleri [değiştir] Thomas Matthew DeLonge [değiştir]1--1975 doğumlu olan Tom Grubun en genç üyesi. 2--Tom San Diego da doğdu. 3--Haşarı bir karakteri olduğu suratındaki ifadeden okunan Tom DeLonge, asıl adıyla Thomas Matthew DeLonge, kolej yıllarında basketbol oynarken alkol aldığı için oyundan atıldı. 4--Tom'un o yıllarda içki tüketmekten sonra en sevdiği diğer bir etkinlik de gece geç saatlerde trompet çalarak ailesini uyandırmaktı. 5--Tom gitarı kilise tarafından organize edilen bir kampa katılınca keşfetti. Katılımcı çocuklardan birinin getirdiği gitarın Tom'u tanrıya ne kadar yaklaştırdığı şu anki durumuna bakınca tartışılır. 6--Sahip olduğu ilk gitar, çöplükte çalışan arkadaşlarının atılmış eşyalar arasında bulunduğu, söylenene göre de oldukça iyi durumdaki bir aletmiş. 7--Tom'un Punk ile tanışması ise bir arkadaşını ziyaret için gittiği Oregon'da gerçekleşti. 8--Bu arkadaşın adamımıza dinlettiği gruplar arasında Stiff Little Fingers, Dinosaur, Jr ve The Descendents var (iyi bir arkadaşmış) 9--Tom'un müzik haricinde kafayı taktığı konular uzaylılar ve komplo teorileri. 10--Tom'a göre, dünyada sadece bizim bildiğimiz canlılar yaşamıyorumuş.Evrende hala keşfedilmemiş hayatlar olduğunu düşünüyormuş. 11--Sadece gitar çaldığı sol elinin tırnaklarına oje sürüyor. 12--Tom'un 8 yerinde dövmesi varmış. 13--Ayrıca Tom'un dudağında bir tane peercing bulunuyor. 14--Tom Grey adında ve Alman Shepyard cinsinde bir köpeğe sahip. 15--Aliens Exist Tom'un en çok sevdiği şarkısıymış. 16--Yine Tom'un Take Off Your Pants And Jacket albümünden en çok sevdiği şarkısı 'Stay Together For The Kids'miş. 17--Tom'un favori grupları Jimmy Eat World, Menudo, The Descendents, Far, NOFX, Beastie Boys, Pennywise, Bad Relligion, Prophagandhi ve Screeching Weasel. 18--Grubu kurmadan önce, Poway'deki 'Gary's Chicken and Ribs' adlı tavuksal müessese de çalıştı. 19--Ancak Tom'un sahip olduğu tek iş değildi. Bir dönem de kamyonlar beton taşımış. Her ne kadar bu işi sevmese de eğer grup olmasaydı, hala bu işle ilgileneceğini, çünkü pek de kabiliyetli bir insan olmadığını düşünüyor. 20--Kızların grup içerisinde en sevdiği üyenin kendisi olduğunu düşünüyor. 21--Bunun açıklamasını da şöyle yapıyor: "Mark çirkin, Travis çirkin ve arkadaşları yok. Ama ben gruptaki en 'cool' kişiyim." 22--31 Mayıs 2001 tarihli MTV News online patentli haber, Tom'un hayranları yıkıma uğrattı. 23--Haberde Tom'un uzun süredir beraber olduğu kız arkadaşı Jennifer Jenkins ile San Diego Koyu'ndaki Coronado Adası'nda evlendiği yazıyordu. 24--Tören boyunca sakin olduğu gözlenen Tom, favori gruplarından Jimmy Eat World sahneye çıkıp şarkı söylemeye başlayınca göz yaşlarını tutamamış. 25--Jimmy Eat World, Arizona merkezli alternatif rock icra eden, Jim Adkins, Tom Linton, Rick Burch ve Zach Lind'den oluşan bir grup. Capitol bünyesindeki grubun piyasayadaki son çalışması ise 1999 tarihli Clarity. 26--Tom'un favori filmleri ise Mel Gibson'un oynadığı tüm filmler. 27--Televizyon gösterilerinden en çok X-Files'ı seviyor. Markus Allan Hoppus [değiştir]28--Mark grubun en yaşlı üyesi. 1972 doğumlu. 29--Mark Ridgecrest te dünyaya geldi. 30--Kaliforniya doğumlu Mark'ın babası Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde yüksek teknoloji silahlar üzerine çalışmış bir mühendis. 31--sının işi sayesinde hiçbir yerde iki yıldan fazla kalma başarısı gösterememişler. 32--aşındayken anne ve babasının boşanmaları üzerine Mark, Washington'da babasıyla yaşamaya başladı. 33--aşına geldiğinde ise Kaliforniya'ya döndü. Böylelikle hep duyduğu Kaliforniya Punk çevresini yakından izleme fırsatını yakaladı. Mark da, Tom gibi kaykaya meraklı. Tesadüf mü bilinmez, Mark'ın taşınmasının ardından tanıştığı ilk insanlardan biri Tom DeLonge. Tanışmalarını kız kardeşinin arkadaşına borçlular. Çünkü kız, o sıralarda Tom ile çıkıyordu. Mark'ın o zamanlardaki en büyük hayali ingilizce öğretmeni olmaktı, bu yüzden de koleje kaydını yaptırdı. Tom'un evine ilk gittiğinde Mark eve dışarıdan tırmanıp girmeye çalıştı ve haftalarca koltuk değnekleiyle yürümek zorunda kaldı. Homer Simpson, Mark'ın kahramanı. En sevdiği filmler arasında Star Wars ve Casablanca yer alıyor. En çok sevdiği gruplar arasında Fenix*TX, Stone Temple Pilots, Face To Face, NOFX, Promise Ring, The Get up Kids, The Descendents, Pennywise ve Jimmy Eat World var. Mark'ın belki de en ilginç özelliği, üzerinde çalıştığı melodileri her zaman beyaz bir teybe kaydediyor olması. Mark'ın meme uçlarında birer peercing bulunuyor. Ayrıca Mark da tek dövme bulunuyor ve bu dövme sağ kolunda yer alıyor. Mark'ın vücudunda bulunan tek dövmede ise 182° yazılı. Mark'ın evcil hayvanı bir beyaz kartal. Mark eşyalarının içinde en çok CD Player'ını seviyormuş. Favori şarkısı Don't Leave Me. Kendisini çok seven kız arkadaşıyla kavge ettikten sonra kızın gönlünü almak için hazırladığı pankartta 'Ben Seni Daha Çok Seviyorum' yazıyordu. Kızlar boşuna heveslenmeyin, Tom gibi Mark da evli. Mark hakkında bilmeniz gereken bir diğer şey ise, favori grubunun The Descendents olması. The Descendents, Kaliforniya kökenli bir punk grubu. Debut single'ları 'Ride The Wild' adını taşımakta ve son çalışmaları ise 1996 tarihinde piyasaya çıkmış olan 'Everything Sucks' albümü. Ayrıca ünlü gitar markası FENDER, Mark Hoppus adında bir bas gitar üretmiştir. [Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] Travis Landon Barker [değiştir]Travis de Tom gibi 1975 doğumlu. Travis dünyaya gözlerini Fontana da açtı. Blink 182'un ikinci bateristi Travis, grubun dövme manyağı olan tek elemanı. Travis'in vücdudun çeşitli bölgeleride yaklaşık 50 adet dövmesi var. Dövmelerinin haricinde Travis'in bir diğer takıntısıda saçları. Bir uzatıp, bir kestirdiğini biliyorsunuz. Travis'in dudağında bir de peercing bulunuyor. Ne yazık ki o da evlenmiş. Travis dışında yakın çevresinde 'FuckBoy' olarak biliniyor. Sahip olduğu en kötü hatıra, lisedeki ilk gününden önceki akşam annesinin ölmesi. QTip, Clarence ve Lil'Kim adında üç köpeğe sahip. Grup haricinde 'Famous Stars and Straps' adındaki kemer firmasını idare ediyor. Dinlemekten zevk aldığı gruplar arasında The Police, Method Man, NOFX, The Descendents, Bad Religion, Dag Nasty ve Ol'Dirty Bastard'ın adları geçiyor. True Romance ise Travis'in favori filmi. Travis'in Cadillac ve eski bisikletlerden oluşan bir koleksiyonu var. Travis, leopar desenli her şeye bayılıyormuş. Hatta bunun için özel koleksiyonu bile varmış. 'All The Small Things' klibinde kullandığı şapkada, bu koleksiyonun nadide parçalarından biriymiş. Travis'in en çok Dysentery Gary şarkısını seviyormuş. Travis Barker adını Blink 182'da Enema Of The State albümüyle duyduk. Gruba katılmadan önce The Aquabats grubunda baget sallıyordu. The Aquabats'taki adı The Baron Von Tito. The Aquabats [değiştir]Kaliforniya merkezli ska grubu. Ska çevresinin saygısını kazanan grubun kurucu kadrosu, 'James Briggs, Courtney Polack, Adam Diebert, Chad Larson, Travis Barker, Charles Grey ve Boyd Terry'den oluşmaktaydı. Travis'in Blink 182'ya transver olması nedeniyle Dr.Rock kadroya dahil oldu. Grubun piyasadaki son çalışmasının adı 'Myths, Legends and Other Amazing Adventures, Vol.2' _______________________ |
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
1 Adminiye
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.055
Konular: 4943
Ruh Halim:
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 1.888
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
|
[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir Kayıt olmak için buraya tıklayın] 1990 yılında ısveç'de kurulmuş bir Extreme Progressive Metal grubudur. Asıl türün adı Progresif Death Metal ya da Extreme Progresif Metal olmakla beraber internet çevresinde farklı yakıştırmalar da yapılmıştır. Birçok sanat eleştirmeni Forest Metal'e varan isimler uydurmuşlardır. Fakat şarkılarında akustik gitar ve clean vokal ile jazz, blues, progressive rock etkileri de kullandıkları için extreme progresif metal en yakın türdür. Grubun vokali Mikael Âkerfeldt yaptığı hem brutal hem de clean vokaller ile gerçekten Death Metal camiasında akla gelen önemli isimlerdendir. ılginç kısım bilindik death metal sözlerinin yanında, Opeth'in şarkı sözleri çok şiirsel bir anlatıma yer verir. Hatta bazı yarışmalardan ödülleri bulunmaktadır. Grup ismi Wilbur Smith'in Sunbird (Güneşin Kuşu) adlı bir kitaptan çıkmıştır. Bu romanda Opet adında bir ay şehri bulunur. Grup üyeleri bunu Opeth'e çevirirler. Öte yandan ısveççe Opeh diye okunur. Opeth, 1990 yılında Stockholm'de David Isberg tarafından kuruldu. Isberg'in Mikael Åkerfeldt'i gruba çağırmasıyla beraber, başta bas gitar çalması düşünülen Åkerfeldt, gitarist olarak katıldı. Grup, üye sayısı açısından eksik olduğundan sürekli yeni katılımlar alıyordu fakat çoğu kalıcı olmadı. David Isberg, 1992'de "yaratıcılık anlamında farklılıkları" öne sürerek gruptan ayrılınca, vokallere Mikael Åkerfeldt geçti. Peter Lindgren gitar, Anders Nordin davul görevlerini üstlendi. Johan DeFarfalla geçici olarak bass gitar çalmak için gruba katıldı, fakat kısa süre sonra daimi üye oldu. Candlelight Records tarafından kontrat önerilen Opeth, teklifi kabul ederek ilk albüm çalışmalarına başladı. 1995 yılında grubun ilk albümü Orchid piyasaya sürüldü. Albümün prodüksiyonu ısveçli ünlü müzisyen Dan Swanö'ya aitti. Grubun Death Metal temelli müziği, jazz ve folk etkileri içeriyor, sürekli ilerici bir yapıda ilerleyen riffler albümü sıradan bir albüm olmaktan öteye taşıyordu. Grup, ilk albümden hemen sonar 1996 Nisan ve Mayıs aylarında ikinci albümü üzerine çalışmalara başladı. Prodüksiyonu yine Dan Swanö üstlenmişti. 1996 içinde çıkan ikinci albüm Morningrise, beş şarkı içeriyordu ve şarkı süreleri on dakikanın üzerindeydi. Grup, Orchid'de kullandığı Death Metal, Progressive Metal, jazz ve Folk etkilerini şarkılara daha iyi oturtmuştu. Birçok hayrana göre, grubun en iyi eseri olan Morningrise, riff zenginliği açısından metal müzik tarihinde önemli bir albümdür. Ayrıca, Opeth'in en uzun parçası olan Black Rose Immortal bu albümde yer alır. Söz konusu şarkı 20 dakikaya yakın uzunluktadır. Opeth, Morningrise yayınlandıktan sonra uzun bir turneye çıkmıştır. Turne sonrası Johan DeFarfalla gruptan atılır, Anders Nordin ise Brezilya'ya taşınarak, grupla bağlarını koparır. 1997'de üçüncü albüm My Arms, Your Hearse yayınlanır. Gruba baterist Martin Mendez (Amon Amarth'tan ayrılmıştır.) katılır. Bass gitarist olarak, Lopez'in arkadaşı Martin Mendez katılır. Fakat My Arms, Your Hearse kayıtlarında bass gitarları, Martin Mendez'in eski çalışmaları hemen öğrenememesi nedeniyle, Mikael Åkerfeldt çalmıştır. My Arms, Your Hearse'de grubun şarkı sözleri değişmiştir. şarkıların uzunlukları daha kısadır ve albüm, daha sert ve karanlık atmosferi ve değişik elementlerin daha seyrek kullanımı nedeniyle Opeth'in en brutal albümü kabul edilir. Konsept bir albüm olan My Arms, Your Hearse, öldükten sonra dünyaya sevgilisini görmek için ruh olarak dönen bir adamın yaşadıklarını anlatmaktadır. Opeth'in dördüncü albümü Still Life, 1999 yılında yayınlanır. Still Life, My Arms, Your Hearse gibi konsept bir albümdür. Morningrise'taki müzikal yapının daha dengeli bir biçimde şarkılara yedirilmesi ve Åkerfeldt'in temiz vokallerde kendini iyice geliştirmesi, albümü önemli Opeth albümleri arasına sokmuştur. Albüm, köyünden dini görüşler nedeniyle sürülen bir adamın, sevdiği kız Melinda'yı almak için geri dönmesi fakat sonunda iki karakterinde hayatlarının son bulmasını anlatır. Hikayesinin Anti-Hristiyan görüşler içerdiği iddiaları, Mikael Åkerfeldt tarafından kısmen doğrulanmıştır. Albümde yer alan Face Of Melinda adlı şarkı, daha sonra Åkerfeldt'in 2003'te doğan kızına isim kaynağı olmuştur. Fakat şarkının, Melinda Åkerfeldt için yazıldığı görüşü tamamen yanlıştır. Grup, 2001 yılında, Music For Nations altında Blackwater Park adlı beşinci albümünü yayınlamıştır. Opeth'in kariyerinde dönüm noktası olarak anılan albüm, grubun müziğine tamamen progresif öğeleri yedirmeye başladığı ilk albümdür. Prodüktörlüğünü Porcupine Tree'den Steven Wilson'ın yaptığı albüm, büyük başarı yakalamıştır. Blackwater Park'ı, 2002'de Deliverance, 2003'te ise Damnation izlemiştir. Deliverance, Blackwater Park ve Still Life albümlerini etkileri yansıtırken, Damnation, Åkerfeldt'in çok sevdiği '70ler Progressive Rock gruplarına bir nevi saygı albümü olarak görülmektedir. Katatonia'dan Jonas Renkse'nin fikri üzerine kardeş albümler olarak kısa süre aralarla yayınlanan Deliverance ve Damnation'da grubun başarısını devam ettirdiği albümlerdir. Özellikle Damnation, içerdiği dinlendirici ve yoğun Blues ve Progressive Rock etkili şarkılarıyla Opeth'in sert yüzünü dinleyemeyen dinleyiciler tarafından da beğeniyle karşılanmıştır. Opeth, 2005 yılında, Music For Nations'un kapanmasıyla Roadrunner Records'a geçmiştir. Damnation turnesinde gruba klavyelerde yardımcı olan Per Wiberg, gruba dahil olmuştur. Ağustos 2005'te çıkan Ghost Reveries grubun Extreme Progressive Metal türünde başarısını devam ettirdiğini göstermiştir. Grubun şarkı sözleri açısından ilk defa okkültzm işlediği albümdür. 30 Ekim 2006'da Ghost Reveries'in özel baskısı piyasaya sürülecektir. şu an gelen bilgilere göre, yeni basım Deep Purple grubunun Soldier Of Fortune şarkısının Opeth yorumunu içerecektir. Opeth,Türkiye'yi 2003 yılında ıstanbul/Rock The Nations festivalinde Kreator ve Dio'nun alt grubu olarak ziyaret etti. 2006 yılında ise 29 Mart'ta ıstanbul Yeni Melek Konser Salonu'nda, 30 Mart'ta ise Ankara Saklıkent'te olmak üzere iki konserlik mini bir turne yaparak hayranlarıyla buluşmuştur. 2005 sonları ve 2006 yılı içerisinde yapılan turnelerde, ender rastlanan bir kan hastalığı bulunan baterist Martin Lopez yerine gruba Amerika turnesinde Gene Hoglan, Avrupa ve diğer turnelerde ise Martin Axenrot eşlik etmektedir. Lopez, 12 Mayıs 2006 itibariyle hastalığı nedeniyle gruptan ayrılmıştır. Yerine turnelerde gruba eşlik eden Martin Axenrot geçmiştir. _______________________ |
|
|
|
![]() |
| Sosyal Paylaşım Kısayolları |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| ------------------------------------------------------------- | |
| Stil | |
|
|