1Forum.Net  

Go Back   1Forum.Net > Kültür ve Eğitim > Ödev Arşivi > Felsefe - Psikoloji
Sosyal Gruplar Oyun Dünyası Yasaklılar Listesi Etiketler Arşiv Rss


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19/01/08, 16:09 PM   #1 (permalink)
1 Adminiye
 
done_marine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1 Bilgi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.118
Konular: 4944
Ruh Halim:
1 Karizma
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi : done_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud of
Teşekkür Sayısı : 1.891
Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
Standart FeLsefeye GiRiş

Felsefe İ.Ö. 600 yıllarda doğmuş yeni bir görüş
biçimidir. Bundan önceki insanların tüm soruları
çeşitli dinler (mitler, efsaneler, vs) cevap
veriyordu. Bunların köklerinin Tanrı’dan geldiğine
inanılıyordu. Zamanla bu cevaplar insanları tatmin
etmemeye başlar ve bu cevapların üzerinde insan artık
kendi düşüncesini ön plana çıkardı.

İşte felsefe böyle bir durumunda ortaya çıkmaya
başlamıştır.

A- FELSEFE NEDİR

Felsefe, Yunanaca philia (sevgi) sophia (bilgelik)
köklerinden oluşur. Philosophia (bilgelik sevgisi)
anlamına gelir. Buna göre philosophia bilgiyi, doğruyu
arama işidir. Amaç, doğru ve hakikattir.

Felsefe doğruya varmak ister. Bunun için uğraşır.
Felsefe, insanın kendisi, yaşamı, içinde yaşadığı
toplum ve evren üzerine düşünme etkinliklerinin
sonucunda ortaya çıkmış bir disiplindir, düşünce
üzerine düşüncedir.

Felsefede her filozof kendi açısından bir tanım ortaya
koymuştur. Çünkü filozofların inceledikleri
problemlerin aynı ya da benzeri olmasına rağmen kendi
zihin ve karekter yapıları, olaylara bakış açıları,
yaşam biçimleri, içinde bulundukları toplumların
kültürleri farklı tanımların ortaya konulmasında rol
oynamıştır.

Felsefe;

- Hakikatı araştırırken bütün zamanlar için geçerli
olabilecek bilgiler yükü ortaya koymaz.. Çünkü
felsefede bilgiden çok biliginin aranması önemlidir. ‘
Kant; felsefe değil, felsefe yapmak öğrenilir.’ derken
bu düşünceyi anlatmak istiyor.

- Felsefe, mevcut olan her şey üzerinde düşünür ve
onların içerikleri hakkında soru sorar. Felsefe her
şeyden önce bir düşünme çabasıdır. Felsefe yapmak,
düşünmek, sorgulamak ve yorumlamaktır.

Bilimadamları bilinen , kavranılan ve ispat edilen
şeylerle yetinirken; Felsefe (filozof)
-bunlarla yetinmez. Sorularıyla düşünerek ilk
nedenlerini araştırır ve derinlemesine iner.

- Felsefeyle tanışmanın yolu sorular sormaktan geçer

- Felsefe, varolan şeylerin bütünü üzerinde durur ve
varolan şeylerin ortak olan , birleştirici olan
niteliği ortaya koymaya çalışır.

- Filozof , ortaya koyduğu sistemini aklın ve mantığın
genel kontrolü altında oluşturur ve geliştirir. Bunun
için her felsefe sistemi akla uygundur. Yani kendi
içinde tutarlıdır.

- Felsefe ile toplum arasında her zaman yakın bir
ilişki vardır. Filozof belli bir coğrafi yerde toplum
içinde yaşadığı için o yerin ve o toplumun özellikleri
ve sosyal değerleri filozofun düşüncelerini etkiler

B- FELSEFENİN SORULARI

Felsefede asıl olan soru sormaktır. Hatta sorular
cevaplardan daha önemlidir. Felsefenin soruları
diğerlerinden(bilimlerden) farklıdır ve genellikle
‘nedir? ‘ sorusudur. Diğer bilimlerin sorularından
faklı olarak ‘anlamı nedir? ‘ tarzında soru
sormasıdır. Bu tarz soruların kesin cevabı yoktur.
Zaten felsefenin cevap kaygısı yoktur. Çünkü
doğrularda amaç, bilginin aranmasıdır.

Felesefenin soruları filozof sorar ve genellikle
diğerlerinden farklıdır. Kısaca, günlük sorularda
eylemde bulunmak, felsefenin sorularında ise aklın
gücüne başvurmak gerekir.

C- FELSEFENİN İŞLEVİ

1- İnancın biçimlenmesinde etkileri olmuştur.
Hristiyanliğin temellendirilmesinde felsefeden
yaralanılmıştır.

2- Filozofların düşünceleri, büyük oluşum ve
düşüncelerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
Fransız Devrimi gibi.

3- İnsanların daha iyiye doğru ulaşabilmek için
sorgulayabilmelerine katkıda bulunur.

4-Felsefei düşüncelerle insan her konuda akıl
yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar

5- Felsefe, bilime ürettiği sorularla yardımcı olur.

6- Felsefe sayesinde binlerce yıldan beri ortaya konan
fikir ve düşünceleri , bu düşünceleri yansıtan
kavramları tanıma olanağı sağlar

_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
done_marine isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19/01/08, 16:48 PM   #2 (permalink)
1 Adminiye
 
done_marine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1 Bilgi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.118
Konular: 4944
Ruh Halim:
1 Karizma
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi : done_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud of
Teşekkür Sayısı : 1.891
Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
Standart --->: FeLsefeye GiRiş

FELSEFEYE GİRİŞ

FELSEFEDE DİL VE İFADE BİÇİMLERİ
Bize yalnızca birkaç bölümü ulaşmış Antik Yunan felsefesinin en eski anıtlarından ikisi şiirdir. Biri Parmenides'in, diğeriyse Empedokles'indir ve aynı adı taşırlar: Doğa Üzerine (Peri Fuseos) . Lucretius 'un altı bölümü Epikuros 'un felsefesini tüm boyutlarıyla sergileyen büyük şiiri de (De Natııra Rerum) bu geleneği izlemiştir. Eğer şiirle kişisel bir duygunun lirik ifadesi kastediliyorsa, bu filozofların söylemi bundan köklü biçimde farklılık gösterir.
TANRI,DÜNYA VE İNSANLAR
Felsefî öğretiler, sırasıyla özneye, nesneye ve bunlar arasındaki ilişkiye tanıdıkları statülerle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Düşünmenin olası üç sabitleyicisinden (ben, dünya ve Tanrı) birine veya diğerine verilen yere göre değişik sistemler, fiilen, zaman zaman psikolojiyi, ahlakı veya mantığı, bilgi kuramım veya metafiziği ayrıcalıklı kılma eğilimindedir.
Felsefeye Giriş
«Felsefe sözcüğü, eski Yunancadan Arapçaya ve bu dilden Türkçeye geçmiştir. Sözcüğün Yunanca aslı “philosophia”dır ve iki ayrı sözcükten oluşur: “Philio” sevgi anlamına gelir: ' “sophia” ise, “bilgelik” ya da genel olarak “bilgi” demektir. Öyleyse, “philosophia”, bilgi ve bilgelik sevgisi, aşkı anlamına geliyor. “Philosophos (filozof) da, “bilgeliği seven”, “bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen kişi” dir.
Felsefenin Doğuşu
Felsefe nedir? Tüm sorular arasında belki de en belirleyici olan bu felsefi soruya, «felsefe» ve “filozofi” kelimelerinin savruk bir biçimde kullanıldığı («işletme felsefesi», «spor felsefesi», “yeni fılozoflar”, vb.), günümüz dilindeki çeşitli anlamlarını sıralamaya çalışarak veya Antikçağ'dan günümüze felsefe tarihinin köşe taşlarını oluşturan farklı sistemleri inceleyerek cevap verilebilir.
AKLIN BİTMEYEN SORGULAMASI
Felsefenin özü,bir bilgiye sahip olmaktan çok, onu arayıp araştırmaktır. Felsefe uğraşı, bu doğrultuda olmak üzere, her şeyden önce bir “düşünme çabası”dır. Peki düşünme ne?Düşünme,aklın bir işlevidir; böylece akıl, edindiği bilgileri yeniden gözden geçirir, tartışır. Gerçekten, yaşamın deneyimleri, yığınla izlenim ve bilgi sağlar bize.
Felsefenin Önemi
Felsefenin sizin için ne kadar önemli olduğunu anlamanız için şu soruyu sorun; En çok neye değer verirsiniz. Bir insan için değer verdiği şeyler neredeyse hayatının yönünü belirler. Bazıları bunun için ölür. Felsefe ve değerli olan, ikisinden birini temel alıp yola çıkarsanız diğerine ulaşırsınız. Şöyle ki; Bir felsefi düşünceyi temel alıp her şeyi bununla açıklamaya kalkarsanız bazı şeylerin yüceldiğini bazılarının aşağılandığını görürsünüz.


FELSEFE NEDİR? FELSEFENİN DOĞUŞU
FELSEFE NEDİR
Felsefe nedir? Tüm sorular arasında belki de en belirleyici olan bu felsefi soruya, «felsefe» ve “filozofi” kelimelerinin savruk bir biçimde kullanıldığı («işletme felsefesi», «spor felsefesi», “yeni fılozoflar”, vb.), günümüz dilindeki çeşitli anlamlarını sıralamaya çalışarak veya Antikçağ'dan günümüze felsefe tarihinin köşe taşlarını oluşturan farklı sistemleri inceleyerek cevap verilebilir. Bu terimlerin anlamındaki çok değişik çeşitlemelerin ötesinde, felsefenin özünü ve onun devamlı temalarını ortaya koymak uygun olacaktır.
«Felsefe nedir» sorusuna, bu kelimenin etimolojisi temel alınarak cevap verilebilir: Yunanca filosofia Arapçada felsefe olmuş, oradan da aynen Türkçeye geçmiştir. Yunanca, filo «seviyorum»; sofia ise «bilgelik» demektir. Dolayısıyla felsefe «bilgelik aşkı»dır. Ancak felsefesi aşk olan bu bilgeliğin ne olduğu sorusuna cevap bulmak gerekiyor. Öte yandan, felsefe Yunanistan'da doğduysa, ne zamandan beri var, hangi biçimler altında ortaya çıkmış ve nihayet birtakım filozoflar yaşadıysa ve hâlâ da yaşıyorsa, bunlar kim ve özgül faaliyetleri ne?
Bu sorulara nesnel ve yansız bir cevap vermek mümkün değil. Nitekim felsefî öğretiler ve filozoflar öylesine çeşitlidir ki, bir ikilemle karşı karşıya kalınır. Ya bu öğretilerden biri veya diğerince önceden titiz bir biçimde hazırlanmış ve tüm felsefeyi a priori (ön- sel) olarak içeren tek bir cevap verilir ki, bu durumda cevap kendi içinde tutarlı, ancak bütünü itibarıyla tek bir öğretinin üstünlüğüne tabi olacaktır; veya zorunlu olarak kısmî, dağınık ve hatta kendi aralarında çelişkili, olası bir cevap yelpazesi önerilecektir. Bu durumda ansiklopedik bütün, kendi içinde birçok tutarsızlık barındıracaktır. İşte şimdi ünlü Fransız felsefe profesörü Jules Lachelier'nin, 1864'te Paris Yüksek Öğretmen Okulu'nda dersine başlarken, bilinçli bir kışkırtıcılık taşıyan şöyle bir itirafta bulunması daha kolay anlaşılabilir: «Felsefe nedir? Bilmiyorum.» Gerçekten felsefenin ne olduğunu söyleyebilmek için, her şey den önce felsefenin belli bir tarzda olduğunu veya var olduğu veri olarak almak gerekir. Ne var ki felsefenin katılığı, filan yarın tek başına filozofu ete kemiğe büründürdüğünü veya falan öğretinin, tüm diğerlerini dışlayarak yetkin bir biçimde felsefeyi tem sil ettiğini a priori olarak kabul etmeyi yasaklar. Buna karşılık ş varsayım ele alınabilir: felsefenin ilk hareket noktasını oluştura fikir, yüzyıllar boyunca, hiçbiri gerçekte mükemmel ve kesin b' sonuca ulaşamamış birtakım araştırmalar doğurmaktan geri durmamıştır.
lşte bu anlamdadır ki, Kant 'a göre, çoğul olarak birtakım filozoflardan değil de, tekil olarak filozoftan söz etmek gerekir; çünkü bu kelime, diyordu Kant, «bir saf fikri» ve hatta deyim yerin deyse bir ideali «karakterize eder». Ve yine bu anlamda felsefeyi muazzam çeşitliliklerine rağmen, ortaya çıkışı haklı veya haksız bir biçimde «felsefe tarihi» olarak adlandırılan şeyi oluşturan filozofları ve öğretileri birbirine bağlayan ve tek bir proje altında bir araya getiren bir fikir olarak bakabiliriz.
FELSEFENİN DOĞUŞU
MÖ VI. yy başlarında, Antik Yunan'da, daha doğrusu lyonya'da Millet'te (Anadolu'da Eski Yunan kolonisi), «bilge» niteliğini yalnızca tanrılara özgü gören birtakım insanlar, kendilerini filozof yani yalnızca bilgelik «dostları» ilan ettiler. Bu eski geleneğe göre, olaylarla ve görünüşlerle ilgilenmeyip, her şeyin ilkesi'ı olan şeyi araştıranları ifade eden flosofos kelimesini Pitagoras ortaya atmıştır.
Bu filozoflardan ilki olan Miletli Tales (yaklaşık MÖ 624-54'', hiçbir şey yazmamıştır. Bilinen tek şey ona göre, doğanın ilk öğesi olan sudur; bu öğe Anaksimandros 'a göre sonsuzluk; Anaksimenes 'e göre hava, Herakleitos 'a göreyse ateştir. Gerçekten de, doğuşundan itibaren felsefe, dünyanın kökenine ilişkin kozmogonik inanmışlara karşı, doğa bilimi veya gerçek bilgisi olarak kendini göstermiştir. Ve işte insana doğal öğelerin içinde, tanrılarla hayvanlar arasında, hak ettiği yerde bilgece durma imkân verecek olan da bu bilgidir.
Yine bu bakış açısına göre felsefe, daha ilk dönemlerden itibaren, öğrencilerine bilgelik yoluyla esenlik sağlamayı hedefleyen özgül bir faaliyet olarak tasarlanmıştır. Latinlerin sapientia adını verdikleri bu bilgelikle (sofia) kastedilen nedir? Eski filozofların tamamına göre, diyecektir Cicero ; «gerek ilahî ve insanî şeylerin, gererekse bunların dayandıkları ilkelerin bilimidir (veya bunların tam ve derinlemesine tanınmasıdır)»:.Oysa insanlar sitesinde başka? hiçbir faaliyet böylesi tutkulu bir proje ortaya koymamaktadır. Bu bağlamda, filozoflar ve filozof olmayanlar şu fikir üzerinde zımnen anlaşmaktadırlar: eğer felsefe diye bir şey varsa ve boş bir; kelime değilse, filozof da ilahî akılla şu veya bu ölçüde ilişki içinde bir varlık olmalıdır.
Bu nedenledir ki, ortaya çıkışlarından itibaren filozoflar, projeleri ölçüsünde alay konusu olmuş, mahkemelere düşmüş ve mahkûm olmuşlardır. Yine de ilk felsefî dünya görüşlerinin gözü pekliği belli bir şiirsellikle örtülüdür. Bu, özellikle MÖ VI. yy sonlarında Sokrates 'ten önceki dilde belirgindir: Karanlık (Skoreinos) olarak anılan Herakleitos 'a göre, doğanın evrensel yasası, «karşıtların birliği» yasasıdır. Bu oluş filozofuna göre, “her şey akar” (panta rheı) . Elealı Parmenides 'e göre, tam tersine; «yalnızca varlık mutlak, tek, sabit ve sonsuzdur». Empedokles 'e göreyse, ilk birliği kıran ve hava, ateş, sonra su ve toprak biçimindeki dört öğesiyle dünyayı meydana getirmiş olan anlaşmazlıktır. Bize yalnızca kimi bölümleri ulaşmış olan bu destanlar, henüz şiir ve metafizik karışımı bir yerdedir; bu da bu düşünürlere, baskı görme korkusu duymaksızın, doğaya ilişkin düşüncelerini ifade etme imkânı vermiştir.
Felsefe ve din
İnsan düşüncesinin ve tarihinin bu iki büyük üretimi olan felsefe ve din, birbirini bilmezlikten gelmek bir yana, son derece geniş bir savaş alanında, ilahî ve insanî şeyler ve bunları temellendiren veya var eden ilkeler alanında farklı silahlarla (akıl ve vahiy) çarpışarak, birbirleriyle boy ölçüşmekten hiçbir zaman geri durmamışlardır. Öyle ki tarihin değişik dönemlerinde, felsefe ile din arasında, her zaman açık veya gizli bir çatışma veya karşılıklı çekim yaşanmış, hatta ikisinden birinin diğeri içinde bütünüyle eridiği görülmüştür.
Nitekim din, Ortaçağ'da gerek Batı'da Hıristiyan âleminde, gerek Doğu'da lslam âleminde tek mutlak ve gerçek felsefe olarak sunulmadan çok daha önce, tıpkı Eski Yunan'da MÖ V yy'- dan itibaren olduğu gibi, her türlü “felsefeyi” kâfirlik (din düşmanlığı) veya sapkınlık olarak reddedip, mahkûm etmeye başlamıştır. Gerçekten de Atina tarihinde benzeri görülmedik bir dizi sapkınlık davası MÖ V yy'a damgasını vurmuştur. Doğaüstüne inanmayı reddetmek bir suç olarak görüldüğünden, düşünceleri doğayla ilgili olan, o dönem Yunan düşüncesinin ustalarının birçoğu cezalandırılmış veya kaçmak zorunda bırakılmışlardır.
Anaksagoras , kâfirlikle suçlanmış ve Güneş'in ışıldayan bir kütle olduğunu savunduğu için ölüme mahkûm edilmiştir. Mahkûm edildiğini öğrendiğinde Anaksagoras şu cevabı vermiştir: «Uzun zamandır doğa beni ve yargıçlarımı ölüme mahkûm etmişti.» Ancak öğrencisi olan Perikles tarafından kurtarılmış, bir tazminat ödemiş ve sürgüne gitmek zorunda kalmıştır.
Platon'un kendisine karşı bir diyalog (Protagoras)Protagoras da; «Tanrılar hakkında, ne var olduklarını, ne olmadıklarını, ne de nasıl bir görünüme sahip olabileceklerini bilemem» dediği ve şu unutulmaz Formülü yazdığı için, din düşmanlığıyla suçlanıp Atina'dan sürülmüştür: «Insan, olanların oldukları halleriyle, olmayanların ise olmadıkları halleriyle her şeyin ölçüsüdür.»
Bir başka filozof Meloslu Diagoras , küfrü cezasız kalınca, tanrılar kültünü aşağılamaya başlar. Bunun üzerine başına ödül konur; o da Korintos'a sığınarak, ömrünün geri kalan günlerini burada geçirmek zorunda kalır. Kendisine, yazgıyla ilgili olarak, fırtınadan kurtulmuş denizcilerin tanrılara sunduğu çok sayıdaki armağan gösterildiğinde, şu karşılığı verir: «Ya bir de fimnada boğulup gitmiş olanlar armağanlarını getirmiş olsalardı ne olurdu!.» Hepsinden daha çarpıcı olan Sokrates'e gelince, onun yargılanması örnek bir felsefî anlam kazanmıştır. Güçlü Anitos'un maşası Meletos adlı biri, o sıralar 71 yaşındaki Filozof aleyhine şu şikâyette bulunur: «Sokrates sitenin tanrılarını tanrı olarak tanımama ve onların yerine yenilerini geçirmekten suçludur; ayrıca gençleri baştan çıkarmaktan suçludur. İstenen ceza ölümdür». 220'ye karşı 281 oyla suçlu ilan edilen, ancak kendi cezasını kendisinin belirlemesi istenen ironi ustası Sokrates, sitenin kendisine kâhramanlara verilen onurlan vermesini, vermediği takdirde küçük bir tazminat ödemesini talep etti. Bunun üzerine baldıran zehiri içmeye mahkûm edildi.
Sokratesçi bilgelik
Felsefe böylece, Sokrates 'in ölümüyle, kuşkunun izleri altında doğdu. Felsefe, toplum adına yargılama durumunda olan mevcut iktidar tarafından mahkûm edilmişti. Oysa ki Sokrates, temyizde kendi davasıyla birlikte felsefenin davasını da kazanmıştı. Nitekim, sözleri bizleri hâlâ etkileyen bu şaşırtıcı kişiliğin daha sonraki başarısı, Sokrates 'in düşüncenin geleceğini kendini yargılayanlardan daha iyi temsil ettiğini kanıtlamıştır.
Sokrates 'in dersleri, öğrencisi Platon tarafından günümüzde tüm geçerliliğini hâlâ koruyan diyaloglarda toplanıp, yeniden oluşturulmuştur. Ne var ki Sokratesçi bilgelik, felsefî olarak çelişkilidir: en yetkin filozof olarak kabul edilen bu insan, yine de hiç- bir şey yazmamış ve kendisini hiçbir zaman bilge olarak sunmamıştır. Sorularıyla, muhataplarının kesinlikten yoksun bir dilin ve basmakalıp düşüncelerin ardında çıplak bir biçimde kendini gösteren cehaletini ortaya çıkarmakla yetinmiştir. Sokrates Yunanlıların en bilgesidir, çünkü hiçbir şey bilmediğini bilmektedir, oysa diğerleri bildiklerini sanmaktadırlar. Özellikle hakikati bir başkasından öğrenmemeleri gerektiğini bilmemektedirler. Platon 'un diyaloglarından birinde, Menon örneği bunu çok iyi gösterir. Hiç- bir eğitimden geçmemiş olan bu küçük köle, yalnızca Sokrates'in yerinde sorularıyla yol göstericiliğinde bir geometri probleminin çözümünü tek başına bulur. Yunanlıların «Yunan olmayan»dan, özgür insanların kölelerden kesin biçimde ayrıldığı bir çağda, Sokratesçi bilgelik, böylece hakikatin, Sokrates bile olsa hiç kimseye özel olarak ait olmadığım, herkese açık olduğunu öğretmektedir. Çünkü Sokrates , annesinin (ebe Fenaretes) bedenleri doğurttuğu gibi, kendisinin de yalnızca zihinleri doğurduğunu ileri sürmektedir. Sokrates'le birlikte, Cicero 'nun sözleriyle, «gökten yere inmiş olan» felsefe, her şeyden önce, birçoklarının üzerinde düşünmeksizin körcesine savundukları görüş ve önyargıların reddi olarak ortaya çıkmaktadır. Dahası, tek tek herkeste bulunduğu haliyle sadece insanî kaynaklar araştırmalarımızda bile bilgece kılavuzluk etmeye ve esenliğimizi sağlamaya yetmelidir.
Platon'a göre fılozof
Platon ustasının sorgulamalarını toparlayıp tamamlayacak ve araştırmalarını «lyi»ye bakışa dayalı siyasî bir öğretiyle taçlandıracaktır. Böylece felsefe site içinde, ruhlarında göksel ışığa doğru köklü bir geçiş gerçekleştirmiş olanlara özgü bağımsız bir faaliyet haline gelir. Mağaradan ve yanılsamalardan kurtulur, filozof eski tutsak arkadaşlarını aydınlatmak üzere siteye yeniden inmeden önce «lyi ldeası»na kadar yükselmek zorundadır.
Felsefe, böylece olumlu açıdan, siyasî eğitime dönük seçkinci bir eğitim, olumsuz açıdansa kendini ayrı tuttuğu, emekçilerin, kölelerin, zanaatçıların, tüccarların, savaşçıların ve kamu görevlilerinin faaliyetleri gibi faaliyetlerin zıttı olarak tanımlanmaktadır. Zihnin özgül etkinliği, filozofu sitenin manevî kılavuzu haline getirmek durumundadır. Bu durumda felsefenin önünde iki yönde geniş perspektifler açılmaktadır: biri onu güneş gibi aydınlatan «lyi ldeası»na doğru; diğeri yasalarına esin verdiği ve kurumlarını düzenlediği siteye (polis) doğru.
Hâlâ Sokrates 'ten esinlenen Platoncu filozofa gelince, o da kendini kendi olumsuzuna, yani kendi bedenini (filosomatos), zevklerini (fıledonos), parayı (filarguros), zenginliği (flokrematos), iktidarı (flarkos) ve onurları f(lotimos) seven «Filozof olmayan»a karşıt olarak tanımlamaktadır.


TANRI,DÜNYA VE İNSANLAR
Felsefî öğretiler, sırasıyla özneye, nesneye ve bunlar arasındaki ilişkiye tanıdıkları statülerle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Düşünmenin olası üç sabitleyicisinden (ben, dünya ve Tanrı) birine veya diğerine verilen yere göre değişik sistemler, fiilen, zaman zaman psikolojiyi, ahlakı veya mantığı, bilgi kuramım veya metafiziği ayrıcalıklı kılma eğilimindedir.
Filozofun yüz yüze geldiği sorunların muazzamlığı karşısında ilk ele alınacak olan, soruların sırasıdır: yani nereden, neyle veya kiminle yola çıkılacağı. Spinoza şöyle der: «Skolastikler işe nesnelerle başladılar, Descartes düşünceyle başladı, bense Tanrı ile başlıyorum.» Oysa bu başlangıç noktalarından her biri, sonuçsuz bir araştırmanın konusu olabilir ve kimi zaman bir öğretinin ağırlık noktası haline gelir. Nitekim, Spinoza 'da her şey, herhangi bir din fikrini dışlayan Tanrı veya Doğa (Deus sive natura) fikriyle başlayıp bitmektedir; daha sonraları Heidegger 'deyse her şey varlığın çevresinde dönecektir.
Buna karşılık, Sokrates ve onun, çok değişik biçimlerde yorumlanmış ünlü öğüdü «kendini tanı» (Gnoti seauton) ile ona özgü bir tarzda ortaya çıkmış olan özne veya bilinç sorusu, bir yandanDescartes'a (ve onun cogiıo'suna), diğer yandan Sokrates 'e bağlanacak ironi kavramına dayalı savını kaleme alacak olan Kierkegaard 'a ve nihayet «Descarıesçi Düşüncelen>i (Cartesianische meditationen) Sokratesçi sözün dolaylı bir uzantısı gibi olan Husserl 'e giden yolu açmıştır. Bir başka açıdan, her şeyden önce bilgi sorununa dayalı olan «kendini tam» manevî düşünceye ayrıcalık tanımaya çağırıyor, ölümün eşiğine kadar, başka bir yaşam umudu sorusunu açıkta bırakıyordu.
Auguste Comte 'a göre bir fetişizmin (kuşkusuz çoktanrıcılığın ilk biçimi) ilk konusunu oluşturan “dünya”ya gelince, o da bilimsel bilginin ayrıcalıklı konusu olmakla gecikmemiş, ardından da teknik için bir manevra alanı haline gelmiştir. Dolayısıyla felsefe bilime ve tekniğe göre yerini belirlemek durumunda kalacaktır; nitekim Aristoteles, köleliğin «mekiklerin kendi kendilerine dokuyabildikleri gün» son bulacağını belirtirken; Descartes , bilim sayesinde «doğanın efendileri ve sahipleri» olacağımız bir zaman hayal etmiştir. XVIII. yy'da Diderot ve d'Alembert, Rousseau 'nun itirazlarına rağmen, «bilim, sanat ve zanaattaki» ilerlemeyi övüyorlardı. XIX. yy'da Auguste Comte , kuramsal bilimlerle bunların pratiğe geçirilmesi arasındaki ilişkileri insanlık lehine düzenlemeyi önerdi; öyle ki insanlık «kendi yazgısına sahip olabilsin». XX. yy'da Heidegger , «varlık» konusundaki sorgulamasının yanında, «doğal enerjilerin korkunç çağrısı olarak teknik» konusundaki ünlü değerlendirmelerini yayımlayacaktır.
Tanrı'ya ilişkin sorular, felsefî çalışmalarda kimi zaman ilk sırayı işgal etmiştir; o kadar ki Ortaçağ'da felsefe «ilahiyatın hizmetçisi» (ancilla theologica) olarak görülüyordu. Buna karşılık, günümüzde bu sorular (özellikle Tanrı'nın varlığına inanma sorunu) Michel Serres gibi kimi düşünürler bakımından kesinlikle kişisel, özel ve uygunsuz, dışavurulmaya elverişli olmayan sorgulamalar olarak görülmektedir. Bununla birlikte felsefe, tam tersine hiçbir insanî alanın kendisine yabancı olmadığını ve her türlü insanî sorunun, gerek Tanrı'nın varlığı sorunu, gerekse «Tanrı'nın ölümü» (Nietzsche) sorununun dürüst bir biçimde sergilenip, gerektiği gibi tartışılmayı hak ettiğini kabul etmektedir. Felsefî araştırmaların belli başlı konularından birini oluşturan ben, dünya ve Tanrı arasındaki ilişki, özellikle iki soruna yol açmaktadır. Bir öznenin öznelliği ve özgürlüğüyle Tanrı'nın mutlak iktidarı veya doğanın yasaları çelişkisi olarak bir arada nasıl var olabilir? Bu üç güçten her biri, yalnızca kendi varlığıyla diğer ikisinin varlığını hiçe indirmez mi?
Üç temel soru
İnsanla Tanrı arasındaki ilişkiler sorununun çözümü teolojiye bırakılsa da, dünyada doğanın bilgisi ve insanın yeri sorusu çözüm beklemektedir. Bu temel sorular üzerine fikir yürütmek, «dogmacılık»tan göreceliğe kadar tüm meta fıziğin tarihini gündeme getirmektedir. Aristoteles'in başlattığı metafizik, Descartes tarafından birinci felsefe (prima philosophia) adıyla yeniden oluşturuldu. Platoncu dogmacılık örneğindeki gibi, mutlak hakikate ulaşılabileceğini kabul eden metafizik bilgi kuramı, metafiziği «görecelik»e doğru yönlendiren, eleştirel felsefenin kurucusu Kant ile birlikte bir «Kopernik devrimi» yaşadı.
Bilgi sorusunu yok saymamakla birlikte, başka birtakım düşünürler, her şeyden önce ahlak, ahlak kuralları ve temelleriyle ilgili sorunlara cevap aramaya önem verdiler. «En Üstün İyi»nin ne olduğu sorusuna hazcılar (hedonistler), Kireneli Aristippos (yaklaşık MÖ 435-355) ile, «Kötü acı olduğuna göre, lyi hazdır» cevabını vermişlerdir. Epikuros 'un (MÖ 341-270) ardından mutçular (ödemonistler), lyi'nin daha çok mutluluk olduğunu ileri sürerek, bu kavramı düzeltmişlerdir. Buna karşılık Stoacılar [ Seneca (MÖ 4-MS 65), Epiktetos (50-130), Marcus Aurelius (121- 180)] mutlulukla erdemi özdeşleştirmişlerdir; erdemiyse, her şeyden önce kendine hâkim olma, acıya düşmanlık ve dirençte kararlılık olarak tanımlamışlardır. Böylece bireysel ve toplumsal tutumların geniş felsefî alanında ve İyi ile Kötü konusundaki tartışmada günümüze kadar çatışmayı sürdüren ana yönelimler biçimlenmiştir.
Ancak felsefe kendini insan edimlerinin kısa vadeli hedeflerinin incelenmesiyle sınırlamaz. Bu nedenle bir bütün olarak insanî faaliyetten bekleyebileceklerimizi veya umabileceklerimizi ortaya koymaya çalışır. Bu nihaî felsefî sorgulama, insanlığın sonu sorusuyla, doğada ve ilahî yazgıda amaçlılık kavramlarını en ön plana yerleştirmektedir. Artık felsefeyi Kant tarafından formüle edilmiş şu üç soruya cevap olarak tanımlamak mümkündür: «Neyi bilebilirim? Ne yapmalıyım? Neyi ummama izin verilmiştir?» ; bunlar bilgi kuramının, ahlakın ve metafiziğin geleneksel alanlarını dile getirmektedir.

_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
done_marine isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Sosyal Paylaşım Kısayolları


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
-------------------------------------------------------------
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Giriş Kod Paneli Addonu. 1 Haber Diğer Kaynaklar 0 29/08/08 05:33 AM
Giriş Yapan Misafirin Giriş Aşamaları done_marine Bilgi Arşivi 0 28/07/08 23:52 PM
blogcuya giriş yapamıyorum 1 Haber Diğer Kaynaklar 0 09/07/08 15:23 PM
Felsefeye Giriş ®_Є_Ї_§ Felsefe - Psikoloji 0 29/12/07 16:40 PM
Explorer Giriş Sayfanız Esir mi Alındı ? Üzülmeyin TIKLAYIN, Çözüm Burada CENGİZHAN Güvenlik 2 20/01/07 19:16 PM

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:44 AM.

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız buradan bize bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to here

Reklam vermek için bize buradan ulaşabilirsiniz.

web statistics
3 4 5 9 11 12 13 14 15 18 22 24 25 27 28 29 30 31 33 34 35 36 38 39 40 42 43 44 45 46 51 52 54 55 57 59 61 62 68 69 70 71 75 76 81 82 88 91 95 96 99 100 101 104 109 120 121 128 131 132 135 136 139 142 147 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 251 252 253 254 255 259 277 279 280 281 282 283 285 286 287 288 289 290 291 292 293 295 296 303 304 306 307 308 309 310 311 312 313 314 319 321 322 323 325 327 328 329 330 331 332 334 338 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 351 355 358 359 360 362 364 365 366 367 371 377 378 379 380 381 382 383 384 385 387 411 412 417 419 420 421 422 423 426 432 434 439 440 441 442 444 449 466 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 481 482 483 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 505 518 519 520 521 523 524 526 533 537 539 541 545 546 548 549 550 551 552 555 556 557 558 559 560 561 562 563 565 566 569 571 574 580 581 582 583 584 585 586 589 590 591 593 595 596 597 598 599 600 601 604 605 606 607 608