1Forum.Net  

Go Back   1Forum.Net > Kültür ve Eğitim > Ödev Arşivi > Felsefe - Psikoloji
Sosyal Gruplar Oyun Dünyası Yasaklılar Listesi Etiketler Arşiv Rss


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19/01/08, 15:51 PM   #1 (permalink)
1 Adminiye
 
done_marine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1 Bilgi
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: utopia
Mesajlar: 17.118
Konular: 4944
Ruh Halim:
1 Karizma
Rep Gücü : 18
Rep Puanı : 1072
Rep Seviyesi : done_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud ofdone_marine has much to be proud of
Teşekkür Sayısı : 1.891
Gösterdiği Tepki : 141
94 mesajına 96 kez tepki gösterildi
Standart Bağımlı kişilik bozukluğu

ben sana mecburum, bilemezsin.

adını “mıh” gibi aklımda tutuyorum



hayır! başka türlü olmayacak

ben sana mecburum, bilemezsin.



Atilla İlhan





Gün içinde hemen hemen her anımız bir karar vermekle geçer değil mi? Ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, çocuğu okula kimin bırakacağına, ne zaman tesisatçı çağırıp da muslukları tamir ettireceğimize, faturaları hangi arada yatıracağımıza, ailedeki ya da iş yerindeki sorunlarımız için neler yapabileceğimize, o akşam hangi dizileri ya da filmleri izleyeceğimize… Kısacası, her eylem ya da eylemsizlik halimize döneriz, bakarız ve bir karar alırız. Eğer karar verme gücümüz, zihni değerlendirme sürecimizin bir ürünü ise, o halde, beynimizdeki işlemcilerin tam gün ve tam gece çalıştığını söylemek de mümkündür. Zira, rüyalarımızda da, tıpkı gün içinde süregeldiği gibi, kaçmaya ya da kovalamaya, kalmaya ya da gitmeye, olmaya ya da olmamaya ilişkin kararlar alır dururuz. 1900’lerin ilk yarısında Penfield, sar’a (epilepsi) hastalarıyla yaptığı deneylerde, beynin farklı alanlarına verilen elektrik akımlarının hastaların o anda veya öncesinde tecrübe etmedikleri pek çok öyküyü sanki deney anında yaşıyorlarmış ya da geçmişte yaşamışlar gibi anlatmaya başladıklarını saptar. Epilepsi gibi beynin çalışma düzeneğini doğrudan etkileyen hastalıklara bakarak, hayal, rüya, varsanı ya da sanrı yazarlarımızı tanımaya çalışmak kolay bir süreç değil elbet. Üstelik, bu karmaşık biyolojik düzeneğe bir de sosyo-psikolojik değişkenler eklendiğinde, büsbütün işin içinden çıkılmaz bir bilmeceye dönmekte durum. Ancak, gündelik sade kararlarımızın ardındaki karmaşık ilişki patronlarını anlama merakımız zihinlerimizden ötelenmedikçe ve ölüm gerçekliği karşısında sığındığımız erk sahibi olma ateşimiz içimizde sönmedikçe, bilinmezler dünyasındaki seyahatimizin ortak heyecanından daha çok pay alacağımız da düşünülebilir.



Peki ya, yukarıda da belirtildiği gibi, an karar vermek demekse, en basit olandan en karmaşık olana dek uzanan bir dizgede, söz konusu kararların neredeyse tamamına yakınını, bir anlamda, günlük yaşamlarının idaresini diğerlerine emanet eden yetişkinlere ne demeli? Psikoloji kitaplarının bağımlı kişilik yapısı olarak adlandırdığı, sokaktaki insanın ise kadın cinsiyetine ait kılarak gizliden açığa takdirle karşıladığı, biraz ilgi, sevgi ve korunmaya muhtaçlık ile iç içe geçkin anne merkezli, biraz saf, çocuksu, güven yoksunu olarak süregen onay beklentili ve toplama bakıldığında maalesef fazlasıyla öz-değer yitimli bu hal, ne tür bir kişisel geçmişin ve/veya geleceğin fotoğrafı olabilir?



Psikoloji ve psikiyatrinin başucu eseri, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan Akıl Hastalıklarının Tanısal ve İstatiksel El Kitabı (DSM-IV, 1994), ikinci eksenini araştırılmaya muhtaç konulardan biri olarak kabul ettiği Kişilik Bozuklukları’na ayırır. İşte, bu başlıklardan biri olarak kabul edilen Bağımlı Kişilik Bozukluğu, buraya dek anlatılmaya çalışılanların arkasındaki baskın özellik olan ayrılık anksiyetesi ile karakterizedir. Adeta, ihtimam gördüğü kozadan çıkıp da, acımasız kurallar koyabilen soğuk ve tehlikeli bir savaşa yalnız başına katılmayı red eden gencin öyküsüdür bağımlı kişilik. Karşı koyamadığı büyüme programında elinde kalan tek çarenin yakınındaki diğerlerinin ardışık tavsiyelerini ve hatta ötesinde, teminatlarını aramak olan gencin. Hangi okula gideceğinin, boş zamanlarını nasıl geçirebileceğinin, nasıl bir giyim tarzı edineceğinin, arkadaşlarının kimler olabileceğinin, hangi mesleği seçebileceğinin ve hatta günü geldiğinde kiminle evlenebileceğinin kararını ailesinden bekleyen gencin öyküsü. Teminat arayışı o kadar sapar ki, hangi bluzun ona yakıştığını söyleyen biri olmazsa yanında, neyi satın alacağını bilemeyebilir mağazada ya da yağmur yağacağını sezse dahi, birinden onay alamazsa şayet, karar veremez şemsiyesini yanına alıp almayacağına. Yetişkinlikte de değişmez durum. Nerede yaşayacağının, hangi işyerini tercih edeceğinin, hangi komşusu ile görüşebileceğinin, çocuklarını nasıl daha iyi yetiştirebileceğinin, yaşlı ya da sakat aile üyelerine nasıl bakacağının kararlarını ebeveynine ya da eşine bırakır bağımlı kimseler.



İnsiyatif gücü bazan umulmadık şekilde hep (mükemmel olacağına inandığında kendi başına karar alır), sıklıkla da umulduğu üzere hiç (mükemmeli hedeflediğinden adım atamaz olur) sarkacına vuran bu yetişkinlerin ana korkuları olan eleştirilme, onaylanmama, sevgiden uzak düşme, terk edilme ya da yalnız kalma hallerine tepkileri o kadar çaresiz bir örüntü içindedir ki, salt bunlarla yüzleşmemek için öznel duygu ve düşüncelerini bir ömürboyu kendilerine saklar ve davranışlarını önemli olan diğerlerinin desteğini yitirmeyecek dereceye ayarlarlar. Diğerinin bariz yanlışları dahi bu bağlamda, her zaman için sineye çekilebilir, görünmez olabilir. Bu döngü, bağımlı kişiliği bir yandan beslediği gibi, bir yandan da, kendi olarak nefes alamamanın getirdiği incinmişlik hisleri ile depresyona sevk edebilir kişiyi. Hatta, insana bağımlı tabiatı bir süre sonra, fiziksel hastalıklara (kanser, hipertansiyon, ülser gibi) yatkınlığını yükseltmekte, obesite gibi yeme bozukluklarını tetiklemekte ve madde bağımlılıklarına (alkol, sigara, ilaç istismarı gibi) giden yolun da önünü açmaktadır.



Akılcı Duygusal Davranışçı Terapinin kendine münhasır siması Albert Ellis, bir çok davranış bozukluğunun ardında tetikleyici faktör olarak gördüğü öz-değer kavramına bakınız nasıl yaklaşır: Ona göre, öz-değer oluşumunda esas unsuru oluşturan benlik kabulümüzün erken yaşlardan itibaren taşıyamayacağımız kadar fazla şart ile yüzleşmesi öz-yıkıcı bir kavramdır. Zira, öz-değerin dışa odaklı (aile, arkadaşlar ve benzeri modeller) değerlendirmelere bire bir bağımlı, “değer” tutkunu bu yapısı, kişiye akılcı bir yaşam felsefesi kazandıramamakta ve bu durum, sonraki ruhsal rahatsızlıklar ile genel anlamda mutsuz bir yaşamın hazırlayıcısı olmaktadır.



Ellis’in hümanistik psikolojiye gülümseten atfında olduğu gibi, koşulsuz öz-kabulü “Rogers (ya da diğeri) beni kabul ettiği için değerliyim” çıkarımına zemin hazırlayan ilişki tarzlarında veya tedavi modellerinde arama çabasının kendisi de, koşullu bir öz-kabul yaratabilir. O halde, üstadın da vurguladığı üzere, diğerlerine bakarak edindiğimiz kırık dökük verileri temel alıp, iyinin en ufak kırıntılarına dahi kapalı -parçaları bütün içinde eritip yok sayan- kötümser ve sağlıksız bir değerlendirme sistemi ile “ben bir hiçim” sonucuna varmak yerine, yalnızca seçilen hedeflerle sınırlı kalıp, bu doğrultudaki düşünceleri, hisleri ve davranışları dikkate almak çok daha sağlıklı ve akılcı bir bakış açısını kişiye kazandıracaktır.



Ellis’in varoluşçu bir perspektiften hız alarak vurguladığı gibi, ne kadar “iyi” ve “istenilen” kimseler olduğumuzu değerlendirirken, ne ölçüde başarılı olduğumuz veya diğer kimseler tarafından ne kadar onaylandığımız kavramlarını öne almak yerine, yanlışlanamaz nitelikteki “yaşıyorum” ve “insanım” ve “o halde, bir anlamım var” önermelerini esas almak, öz-değer düzeyimizi yaşamımızdaki mutluluk engeli yerine, güçlü bir keyif alabilme aracı haline getirecektir.



Belki, o zaman dinecektir muhtaçlığımız baba korumasından çıkıp eş korunmasına sığınmaya… Belki, o zaman tadacağız, tekrarı olmayan bir filmin figüranı değil de, başrol oyuncusu olabilme keyfini…



Kent düşleri özgürlük ile bezenir. Özgürlük ise başrol alabilme sorumluluğu ve tabii ki, bağımlılık/mecburiyet ilişkilerinin hüznü yerine, bağlılık/seçim gücü ilişkilerinin yaşamı yakalayabilme cesareti ile. Ancak, o zaman, geriye baktığımızda, kendimizi feda edip de yok olduğumuz değil, var olarak var ettiğimiz sevgilerin mutluluğunu duyabiliriz…





bana bir şimşek çak

yolumu aydınlatacak



çünkü aynı düşmana karşı

savaşmaktayım



Atilla İlhan





Kaynakça:



American Psychiatric Association (APA) (1994). Diagnostic and statistical manual of mental

disorders: DSM-IV. 4th Ed. Washington, D.C.: American Psychiatric Association.

Beck, A.T. ve Freeman, A. (1990). Cognitive therapy of personality disorders. New York: The Guilford Press, 283-308.

Ellis, A. (1965). Showing people they are not worthless individuals. The Art and Science of Psychotherapy, 1/2, 74-77.

Ellis, A. (1976). RET abolishes most of the human ego. Psychotherapy, 13, 343-348.

Ellis, A. (1991). How to fix empty self. American Psychologist, May, 539-540.

Fancher, R. E. (1996). Pioneers of Psychology. 3rd Ed., New York: W. W. Norton.

_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
done_marine isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Sosyal Paylaşım Kısayolları


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
-------------------------------------------------------------
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Narsistik Kişilik Bozukluğu: 1 Haber Cep Telefonu Tema Resimleri 0 19/09/08 01:20 AM
Obsesif - Kompulsif Bozukluğu ShotKiLLa Sağlık Köşesi 0 25/08/08 22:38 PM
Antisosyal KişiLik BozukLuğu done_marine Felsefe - Psikoloji 0 19/01/08 17:09 PM
KİŞİlİk, Benlİk Ve YaŞam BİÇİmİ done_marine Felsefe - Psikoloji 0 19/01/08 15:55 PM
KİŞİlİk, Benlİk Ve YaŞam BİÇİmİ done_marine Felsefe - Psikoloji 0 19/01/08 15:55 PM

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:26 AM.

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız buradan bize bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to here

Reklam vermek için bize buradan ulaşabilirsiniz.

web statistics
3 4 5 9 11 12 13 14 15 18 22 24 25 27 28 29 30 31 33 34 35 36 38 39 40 42 43 44 45 46 51 52 54 55 57 59 61 62 68 69 70 71 75 76 81 82 88 91 95 96 99 100 101 104 109 120 121 128 131 132 135 136 139 142 147 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 251 252 253 254 255 259 277 279 280 281 282 283 285 286 287 288 289 290 291 292 293 295 296 303 304 306 307 308 309 310 311 312 313 314 319 321 322 323 325 327 328 329 330 331 332 334 338 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 351 355 358 359 360 362 364 365 366 367 371 377 378 379 380 381 382 383 384 385 387 411 412 417 419 420 421 422 423 426 432 434 439 440 441 442 444 449 466 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 481 482 483 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 505 518 519 520 521 523 524 526 533 537 539 541 545 546 548 549 550 551 552 555 556 557 558 559 560 561 562 563 565 566 569 571 574 580 581 582 583 584 585 586 589 590 591 593 595 596 597 598 599 600 601 604 605 606 607 608