![]() |
|
|||||||
| Açık Oturum Aşırıya kaçmadıktan sonra her türlü tartışma serbesttir. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
Aristo usulü nifak tohumu ekme metotları
Milattan önce ( 356 - 323) yılları arasında yaşayan Makedonya kralı Filipin oğlu İskender, babasından sonra kral olunca, kısa zamanda Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Horasan, Hirat ve Belhi işgal etti. Dünyanın yarısından çoğunu zaptetmesi ve kazandığı zaferler, ahlakını bozdu. Zulme başladı. Yaptığı zulümlerle kendi sonunu hazırladı ve sonunda İşret ve sefahetle öldü. Babası, İskender’i onüç yaşında meşhur felsefeci Aristo’nun terbiyesine bırakmıştı. Kendisini Aristo yetiştirdiği için sıkıntıya düştüğünde hemen ondan yardım isterdi. Seferleri esnasında hocası Aristo’ya bir mektup yazarak şunu sordu: ''Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım: 1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim ? 2- Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi atayım ? 3- Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim?” Arısto kendisine şu cevabı verdi: 1- Sürgüne gönderme! Sürgünde toplanıp sana karsı başkaldırırlar, 2- Hapse atma! Hapishaneler militan yuvası olur, iş kontrolden çıkar, 3- Kılıçtan geçirme! Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar. Anlaşma yollarını tıka! Bu konuda sana tavsiyem şu olsun: ''Zaptettiğin ülke insanları arasına nifak tohumları ekeceksin. Halkı birbirine düşman edeceksin. Onlar birbirleriyle savaşırken, hakem olarak kendini kabul ettirip arabulucu olarak karşılarına çıkacaksın. Sonra aralarını düzeltir gibi görünüp anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!” İşte, bugün Batı’nın uyguladığı metot, Aristo’nun asırlar önce ortaya attığı bu metotdur. Batı’da bunu en iyi tatbik eden de İngilizler. Tarihteki o meşhur İngiliz oyunlarının kaynağı bu metot. Dün ve bugün, İslam ülkelerinde yaşanan olayları, iç çekişmeleri gözümüzün önüne getirirsek oynanan oyunlar daha iyi anlaşılır. İngilizler, Londra’da yetiştirdikleri Ali Cinnah ve arkadaşları vasıtasıyla Hindistan’da, bağımsızlık bahanesiyle, Müslüman halkı birbirine düşürüp iç savaş çıkartıp, sonra da, onlara hakemlik yapıp, Pakistan ve Bangaldeş isminde iki devlet kurarak Müslümanları Hindistan’dan koparıp parçalamadılar mı? Aralarında hala iç çekişme devam etmiyor mu? Osmanlı’nın çağdaş bir devlet hale gelmesi için sözde yardımcı olmak maksadı ile, Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı’nı hazırlatarak devletin idari yapısına dinamit koymadılar mı? Sonra da, Milliyetçilik tohumlarını ekerek, farklı ırktaki milletlerin birer birer İmparatorluktan kopartarak Osmanlıyı dağıtmadı mı? Dağıtmakla kalmayıp, sonra da, bu devletleri birbirine düşman etmediler mi? Asırlardır kardeşce yaşadıkları Türk halkını Araplara; Arapları Türklere düşman etmediler mi? Yıllardır, Ordoğu’da, oluluk gibi kan akmasının tek sebebi Müslüman halklar arasına ekilen bu nifak tohumları değil mi? Filistin meselesinin bir türlü hallolmamasının sebebi bu, tavşana kaç, tazıya tut oyunu değil mi? Filistin meselesinin bitmesi için yıllardır kendileri sözde hakemlik yapıyorlar. Tam bitme noktasına geldiği an ektikleri nifak tohumları ile daha da karma karışık hale getiriyorlar. Çünkü maksatları çözüm değil, çözümsüzlük. Nifak tohumu ekmelerinin yolu tabii ki tek değil. Bunlarda yol çok. 11 Eylül öncesi, İslamiyetin dünyada hızla yayıldığını görünce, Müslümanlar arasında şiddet yanlısı fanatik gruplarlar oluşturarak, onlara el altından her türlü desteği verdiler. Maksatları İslamiyeti şiddet yanlısı bir din olarak gösterip, yayılmasına mani olmaktı. Muvaffak da oldular. Bugün Avrupa’da, ABD’de, Müslümanlara iyi gözle bakılmıyor. Nereden bir canlı bomba çıkıp ortalığı kan gölüne çevirecek korkusu ve endişesi yaşanıyor. Daha neler neler anlatmakla bitmez… Sadece siyasette değil, dinde de nifak tohumları ektiler. Eskiden Müslümanlar, Ehli sünnetin dört mezhebi üzerine ibadet ederler, bu mezhepler arasında en ufak bir çekişme, münakaşa olmazdı. Mezhepler, kardeşliğin, huzurun, birlik ve beraberliğin esasını teşkil ediyordu. Sevginin yerini nefret aldı! Bu beraberliği bozmak için önce kendilerinden Müslüman kılığına soktukları casusları sonra da, yerli işbirlikçileri vasıtasıyla Müslüman halk arasında mezhep düşmanlığını yaydılar. Mezheplerin luzumsuzluğu, dinde yeri olmadığı iftirası her platformda işlendi. Cahil bırakılan mezheplerden, dinin esaslarından haberi olmayan halk, doğrudan Kur’an-ı kerime yönlendirildi. Kur’anı kerimden ve Hadisi şeriflerden herkes kendi anlayışına göre hüküm çıkarmaya kalkınca da, bugünkü akıl almaz manzaralar ortaya çıktı. Dinde yeri olmayan, intihar saldırıları, canlı bomba vahşetleri yaygınlaştı. Müslümanlar arasında senin anladığın yanlış, benim anladığım doğru münakaşaları başladı. Farklı görüşleri ihtiva eden sayısız, klik, fraksiyon ortaya çıktı. Böylece Müslümanların arasında olması şart olan, sevginin yerini kin ve nefret aldı. Öyle ki, Müslümanlar birbirlerini küfürle itham noktasına geldiler. Müslümanlar biribirleri ile uğraşmaktan bir araya gelemedikleri için de Batı, İslam ülkelerini üzerindeki tahakkümüne rahat bir şekilde devam etmektedir. Aristo’nun nifak tohumu ekmek metodu, bugün de hükmünü aynen icra etmektedir. Bu zehirli nifak tohumların zararından ancak, Ehli sünnet itikadında olup, dinini bilen ve yaşayan kimseler korunabilmektedir. Mehmet Oruç _______________________ Konu ins tarafından (31/03/08 Saat 19:44 PM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Normal 1üye
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 58
Konular: 20
Rep Gücü : 1
Rep Puanı : 86
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 27
![]() Gösterdiği Tepki : 0
0 mesajına 0 kez tepki gösterildi
|
Osmanlı Devletini nasıl yıktılar?
636 yıllık Osmanlı Devletini başta İngilizler, misyonerler ve bunların potasında eritilerek Hıristiyan Batı kültürü ile yetişen Osmanlı düşmanı bazı (sözde) aydınlar yıktılar. Osmanlı devrinde Fener Rum Patriği Gurigoryos’un Rus Çarı 1. Aleksandr’a yazdığı mektup; çok önemli tarihî bir vesikadır. Bu vesikayı her Türk aydınının bilmesi ve bunun tersini yapması gerekir. Bu uzun mektubun tamamını 1970’li yıllarda yazımda neşretmiştim. Bu yazımda sadece birkaç cümlesini nakledeceğim: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayrimümkündür... Türkleri evvela dinlerinden ve manevi şahsiyetlerinden mahrum bırakmak gerekir... Manevi mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri yenmek mümkün olacaktır... “ (Albay Enver Topuz Konferans Notları) 1710 yılında İstanbul’a gönderilen Humper bir Osmanlı gibi yetişip, İslamiyetle ilgili bilgileri en yüksek seviyede öğrendikten sonra Ortadoğu’ya gönderildiğinde kendisine 2 bin sayfalık bir talimat verildi. Talimatın ismi “İslamiyeti Nasıl Yıkarız” idi. Humper hatıratının 45. sayfasında: “Endülüs’ü şarap (içki), fitne, fesat, Ehl-i sünnet bilgilerinden uzaklaştırmak ve başta Aristo olmak üzere Hıristiyan felsefelerinin görüşlerini yerleştirerek yıktık ve topraklarını işgal ettik. Aynı metodlarla Osmanlıyı ve bütün İslam ülkelerini yıkarak işgal edeceğiz...” demektedir. Humper’e verilen talimatta ırk ayrımı, kavmiyetçilik, kabile ihtilafları, mezheb ve dini ve arazi ihtilaflarının tahrik edilerek Osmanlının yıkılışının kolaylaştırılması ısrarla isteniyordu. Daha sonrakı İngiliz casusu Lawrance de İngilizleri kurtarıcı, Osmanlıyı ise sömürücü gösterdi. İhanetin bedeli! Osmanlının yıkılışından bu yana Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve diğer İslam ülkeleri rahat ve huzur görmediler. İç ve dış savaşlarla telef oldular. Bugüne kadar çekilen ve bundan sonra da bir müddet çekilecek olan sıkıntılar; Osmanlıya ihanetin bedeli ve cezasıdır. Osmanlı asırlarca İslamiyete hizmetle şereflenmiş, canı, kanı ve her imkanı ile dünyadaki bütün Müslümanların muhafızlığını ifa etmiştir. Elbette bu Hıristiyan Batı için suç idi. Ve Hıristiyan Batı bazı Müslümanların (Osmanlı dahil) kullanarak bu görevlerini sona erdirdi. Osmanlı devrindeki eserlere göre sadece 1700’lü yıllarda Osmanlı topraklarındaki İngiliz ajanları binlerce idi. Misyonerler, yabancı okullar, kiliseler ve hastanelerin tek hedefi Osmanlı Devletini yıkmaktı. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlu’nun “Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar ve Misyonerlik Faaliyetleri” ile ilgili araştırmasına göre 1894 yılında Elazığ’da 83, Diyarbakır’da 32, Erzurum’da 24 ve Bitlis’te 22 misyoner okulu bulunuyordu. 1904 yılında sadece ABD’nin Osmanlı topraklarında 400 devlet okulu, 306 rahiplerin emrinde ve 354 rahibelerin emrinde okulları bulunuyordu. “Osmanlıyı Misyoner Teşkilatı ve Galata Bankerleri yıktı” görüşü doğrudur. Bugün de Türk Devletini yıkmak ve Türk milletini bölmek için Türkiye’de yabancı uyruklu ve bunların emrinde Türk asıllı olarak toplam 150 bin misyoner (Diyanette çalışanların iki misli) köy ve mezralara kadar Hıristiyanlık propagandası yapmaktadır. Dahası dolar karşılığı milletimizin imanlarını şeytanvari çalmaktadırlar. Oysa Türk kamuoyu ile yetkililer bu hazin tabloya sadece seyircidir. Osmanlı devrindeki Galata Bankerlerinin vazifesini bugün uluslararası finans kuruluşları yüklenmiştir. Her yıl 40 milyar dolar faiz ödüyoruz. Bu para ile ülkede işsizlik sıfıra inerdi. Ve ülkeye neler yapılmazdı? Bizi bu hale getirenlere ne diyelim? En iyisi tarihin hükmüne havale edelim. Türk milleti ülkesine değil, yabancılara çalışıyor. Her yıl 40 milyar dolar borç (bir nevi haraç) ödüyoruz. Asırlar önce vali yolladığımız ülkelere şimdi işçi yolluyoruz. Her hadisede sebep-netice-illiyet bağı vardır. Her yükselişin ve her düşüşün bir sebebi olmalı? Değil mi? Mustafa Necati Özfatura _______________________ |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Normal 1üye
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 58
Konular: 20
Rep Gücü : 1
Rep Puanı : 86
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 27
![]() Gösterdiği Tepki : 0
0 mesajına 0 kez tepki gösterildi
|
İslâmın en büyük düşmanı ingilizlerdir.Müstemleke nezaretinde görevli bir casusun hatıralarından:
1- Buhârâyı, Tacikistânı, Ermenistânı, Horâsân ve etrâfını istilâ etmek için, rus çârı ile çok iyi bir ittifâk ve yardım anlaşması kurmamızdır. Yine, Rusya ile hudûdu olan Türk topraklarını da istîlâ etmek için, ruslarla bir anlaşma yapmamız lâzımdır. 2- İslâm âlemini, hem içerden, hem de dışarıdan yıkmak için, Fransa ve Rusya ile, işbirliği yapmamız lâzımdır. 3- Türk-Îrân hükûmetleri arasına çok şiddetli fitne ve ihtilâflar sokup, her iki tarafta milliyetçilik ve kavmiyyet fikirlerini kuvvetlendirmemiz lâzımdır. Ayrıca, birbirine komşu bütün müslüman kabîle ve milletlerin arasına ve müslüman memleketler arasına fitne ve düşmanlık sokmamız lâzımdır. Gayb olmuş olanları dahil, bütün bozuk mezhepleri ihyâ edip, canlı tutmak ve birbirine düşürmek lâzımdır. 4- İslâm memleketlerinden bazı parçaları gayrı müslimlerin eline vermek lâzımdır. Meselâ: Medîneyi yahudilere, İskenderiyeyi hıristiyanlara, İmâreyi sâibeye, Kermanşâhı Aliyi ilahlaştıran nusayrîlere, Mûsulu yezîdîlere, Îrân körfezini hindûlara, Trablusu dürzîlere, Karsı ermenilere ve alevîlere, Maskatı hâricîlere vermek lâzımdır. Sonra, bunları, para, silâh ve gerekli bilgilerle takviye etmek Îcap eder ki, bunlar İslâmın vücûdunda birer diken olsunlar. İslâm iyice yıkılıp gayb oluncaya kadar, bunların yerlerini genişletmek lâzımdır. 5- Müslüman Osmanlı ve Îrân hükûmetlerini, mümkin mertebe, birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahallî devletlere bölmeyi plânlamak lâzımdır. Hindistânın şimdiki hâli gibi. Zîrâ, şöyle bir nazariyye vardır: (Parçala, hükm edersin) ve (Parçala, mahv edersin). 6- İslâmın bünyesinde, tahrîf edilmiş din ve mezhepler ihdâs etmek lâzımdır ve îcâd edeceğimiz bu dinlerin her birisinin bir memleketin insanlarının hevâ ve hevesine uygun olması için, çok ince bir plân yapmalıyız. Şî'anın memleketinde dört din îcâd edeceğiz: 1- Hz. Hüseyni ilahlaştıran bir din, 2- Câfer-i Sâdıkı ilahlaştıran bir din, 3- Mehdîyi ilahlaştıran bir din, 4- Ali Rızayı ilahlaştıran bir din. Birincisi Kerbelâya, ikincisi İsfahâna, üçüncüsü Samarrâya, dördüncüsü de Horâsâna muvâfıktır. Aynı zamanda sünnîlerin de, mevcut dört mezheplerini, birbirinden ayrı dört bağımsız din hâline getirmeliyiz. Bunu yaptıktan sonra, Necdde yeni bir İslâm fırkası kurup, aralarında kanlı çekişmeler ihdâs edeceğiz. Dört mezhebin kitaplarını imhâ edeceğiz ki, bu fırkalardan herbiri, sâdece kendilerini müslüman kabûl edip, diğerlerini, öldürülmesi lâzım olan kâfirler bilsinler. 7- Zînâ, livâta, yâni homoseksüellik, içki ve kumar ile, müslümanların arasına fitne ve fesat tohumları saçılacak. Bunun için, bu memleketlerde yaşayan gayrı müslimler kullanılacaklardır. Onlardan bu gayeyi gerçekleştirmek için, muazzam bir ordu teşkil etmemiz lâzımdır. 8- İslâm memleketlerinde fâsid liderler, zâlim kumandanlar yetiştirmeye, bunları hükûmetin başına geçirerek, şeriate uymağı yasaklıyan kânûnlar çıkarmaya azami önem vermek lâzımdır. Onları kullanıp, nâzırlığın yap dediğini yapacak, yapma dediğini yapmayacak duruma getirmeliyiz. Onların vâsıtası ile müslümanlara ve İslâm memleketlerine isteklerimizi kânûn zoru ile cebr ederek yaptırmalıyız. Şeriate uymağı suç, ibâdet yapmağı gericilik hâline getirmeliyiz. Müslüman memleketlerdeki hükûmet adamlarını, mümkin olduğu kadar aslı gayri müslimlerden seçtirmeliyiz. Bunu yapmak için, bazı ajanlarımızı sûreten müslüman, din adamı şekline sokup, isteklerimizi icrâ etmek için, yüksek makamlara getirmeliyiz. [İngilizler, bu çalışmalarında muvaffak oldular. Mustafâ Reşid pâşa, Alipâşa, Fuâd pâşa ve Talat pâşa gibi masonları ve yahudi, ermeni asllı soysuzları başa getirdiler. Abdullah Cevdet ve Mûsâ Kâzım ve Abduh gibi masonları dinde söz sahibi yaptılar.] 9- Mümkin mertebe arabînin öğretilmesine mani olacaksınız. Arabînin hâricindeki dilleri, meselâ: Fârisîyi, Kürtçeyi ve Peştucayı yayacaksınız. Arab memleketlerinde, ecnebî lisanları, ihyâ edecek ve Kur'an ile Sünnetin lisanı olan fasîh arabîyi yok etmek için, mahallî lehçeleri neşredeceksiniz! 10- Devlet adamlarının etrâfına adamlarımızı yerleştirip, onların vâsıtası ile, nâzırlığımızın arzularını tatbîk etmek için, onları bu devlet adamlarının müsteşârları hâline getirmeliyiz. Bu işin en kolay yolu, köle ticâretidir: Köle ve câriye olarak göndereceğimiz câsûsları, evvelâ lâyıkı ile yetiştireceğiz. Sonra, müslüman devlet adamlarının yakınlarına, meselâ onların çocuklarına, hanımlarına ve onların indinde hâtırı sayılır insanlara satmalıyız. Sattığımız bu köleler, tedrîcî olarak, devlet adamlarına yaklaşacaklardır. Onların anneleri ve mürebbiyeleri olup, bileziğin bileği ihâta ettiği gibi, onlar da, müslüman devlet adamlarını ihâta edeceklerdir. 11- Misyonerliğin sâhasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhâssa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde kilise, mektep, hastahâne, kütübhâne ve hayr Cemiyetleri ismi altında propaganda, neşriyat merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca hıristiyan kitaplarını meccânen dağıtmalıyız. İslâm tarihinin yanında, hıristiyan tarihini, devletler hukûkunu da neşretmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleştirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını te'mîn etmeliyiz. Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını te'mîn etmeliyiz. İslâm tarihini bozup, tahrîf edecek ve müslümanların ahvâl ve şeriatlarını iyice öğrendikten sonra, onların bütün kitaplarını imhâ edecek, islâm ilimlerini yok edecek, profesör, ilim adamı, araştırmacı gibi ismler altında, bir hıristiyan ordusu kurmalıyız. 12- Kız, erkek, bütün İslâm gençliğinin kafasını karıştırıp, İslâmiyet hakkında şüphe ve tereddüde düşmelerini te'mîn etmeliyiz. Mektep, kitap, mecmû'a [spor kulübleri, sinema filmleri, televizyon] ve bu iş için yetiştirilmiş elemanlarımızın vâsıtası ile, onların ahlâklarını sıfıra indirmeliyiz. Yahudi, hıristiyan ve bütün gayrı müslim gençleri, onları avlamak için, birer tuzak olarak yetiştirmek ve kullanmak ve bu iş için, gizli cemiyetler açmalıyız! 13- Dahilî harb ve ayaklanmaları teşvîk etmeli ve kendi aralarında ve gayri müslimler ile dâimâ mücâdele hâlinde olmalarını te'mîn etmeliyiz ki, kuvvetleri zâil olsun, terakkîleri ve birleşmeleri imkânsız olsun. Fikrî tâkatları, mâlî kaynakları yok olsun. Genç ve faal olanları ortadan kalksın. Sulh ve huzur, yerini dehşete ve ihtilâle bıraksın. 14- İktisâdları, her cihetten tahrîb edilecek, gelir kaynakları ve zirâat sâhaları bozdurulacak, su bendleri yıktırılacak, nehrler kurutulacak, insanlar namaz kılmaktan, çalışmaktan nefret ettirilecek ve tembellik yaygınlaştırılacaktır. Tembeller için, oyun yerleri açılacak. Uyuşturucu madde, içki kullanmak, yaygın bir hâle getirilecektir. [Yukarıda saydığımız maddeler, çok güzel bir şekilde harîta, resim ve şekllerle açıklanmıştır.] İngiliz Casusunun İtirafları _______________________ |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) | |
|
Co Admin
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: Bsg.
Mesajlar: 3.715
Konular: 1215
Ruh Halim:
Rep Gücü : 8
Rep Puanı : 616
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 725
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Gösterdiği Tepki : 30
35 mesajına 39 kez tepki gösterildi
|
Bu yazıların ve başlığın birbirleriyle hiç alakası olmadığının farkında mısın?Sen bunları okuyupta koyuyosundur umarım.Baştan sona okudum ancak Aristo'nun devlet yönetimiyle ile ilgili çok kısa bir bilgi var.Geri kalanında Aristo'ya, ABD'ye, İngiltere'ye yüklenilmiş, Ortadoğu'nun neden bugün bu durumda olduğu açıklanmış falan fiskos...
Alıntı:
_______________________ |
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Normal 1üye
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 58
Konular: 20
Rep Gücü : 1
Rep Puanı : 86
Rep Seviyesi :
Teşekkür Sayısı : 27
![]() Gösterdiği Tepki : 0
0 mesajına 0 kez tepki gösterildi
|
"Talimatın ismi “İslamiyeti Nasıl Yıkarız” idi. Humper hatıratının 45. sayfasında: “Endülüs’ü şarap (içki), fitne, fesat, Ehl-i sünnet bilgilerinden uzaklaştırmak ve başta Aristo olmak üzere Hıristiyan felsefelerinin görüşlerini yerleştirerek yıktık ve topraklarını işgal ettik."
---------------- 5- Müslüman Osmanlı ve Îrân hükûmetlerini, mümkin mertebe, birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahallî devletlere bölmeyi plânlamak lâzımdır. Hindistânın şimdiki hâli gibi. Zîrâ, şöyle bir nazariyye vardır: (Parçala, hükm edersin) ve (Parçala, mahv edersin). dikkatli okunursa sorun olmaz Aristonun temel felsefesi parçala ve yönet şu an amerika ve ingilterenin temel siyaseti budur.Osmalıyı yıkmak meselesine gelince cümleyi tenkit edersen anlaşılır.Mustafa reşidin neler yaptığı unutulmamalı:merzifonda kurulan misyoner okullarının veya istanbulda bulunan kolejlerin kurtuluş savaşı boyunca temel ayaklanma merkezler olduğuda tarih kitaplarında yazılıdır.hristiyan batı kültürüne hayran olanlar değil miydi 1.dünya savaşına sürükleyenler.Enver cemal talatın yaptıklarını iyi analiz etmek gerekir.O cümle tüm Osmanlı tarihinin uğraşını verdiği gayeye saldıran düşmanalrın neleri hangi amçlarla yaptığını anlatıyor. enverin ingilizlerden 26 milyon para aldığı veya mithat paşanın hilalin yanına haçı katmayı teklif ve zorlaması, cemalin şerif hüseyinin ailesine akıl almayacak şekilde tacizleri ile hilafet makamını sekteye uğratma çalışmları vs vs Tartışma amaçlı değildir. _______________________ |
|
|
|
![]() |
| Sosyal Paylaşım Kısayolları |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| ------------------------------------------------------------- | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Amerika'nin Düzeni | done_marine | Coğrafya | 0 | 24/03/08 08:06 AM |
| Sermaye Pİyasasi Kanunu | done_marine | Hukuk | 0 | 10/02/08 21:03 PM |
| Devlet Ve Sİyaset Felsefesİ | done_marine | Felsefe - Psikoloji | 0 | 19/01/08 17:50 PM |
| osmanlı devletinin devlet teşkilatı | yalnızkurt | Osmanlı Tarihi | 0 | 13/08/07 15:33 PM |
| Saparmurat Türkmenbaşı kimdir? hayatı biyografisi otobiyografisi | GeNcA | Biyografiler | 0 | 24/06/07 03:20 AM |