Fransa’nın meşhur şair kadınlarından

Madam Lara Mardirous diyor ki:
“Kadınlarınıza söyleyiniz! Sahip oldukları aile hayatının kıymetini bilsinler! Yaşadıkları İslami hayat

ne büyük nimet

ne büyük saadet! Bu yaşayış onları öyle sıkıntılardan korur ki...
Ah

şu omzumda hıçkırarak ağlamış kızların adedini bilseler. Kulaklarım

böyle kızların çok feci ve kalbleri yakan şikâyetleri ile dolu. Evet

ışıklar ve çiçeklerle süslü balolar

konserler çok tatlı gibi görünür. Aslında buralar

kadınların sömürüldüğü

erkeklere sunulduğu

şehvetlerin tatmin edildiği yerler... Buralar

bir azap hücresi

bir cehennemdir.
Türk erkeklerine sesleniyorum:
Kadınlarınıza

kızlarınıza bunları iyice anlatın. Sakın bu yapılanların kadınlara iyilik olarak yapıldığını zannetmesinler. Bunların sadece ve sadece kadını istismar için yapıldığını bilsinler

sakın bunlara özenmesinler.” (C. Şehabettin; Evrak-ı eyyam)
Son yıllarda ısrarlı bir şekilde aile dinamitlenmekte

aileyi yıkmak

parçalamak için ne gerekiyorsa yapılmaktadır. Aslında aile ile uğraşmak

evi otele çevirmek

bindiği dalı kesmek

toplumun huzurunu bombalamak demektir. Kadının da “eşitlik” adı altında

“eşitsizliğe” sürüklenmesidir.
Bir milletin aile yapısı sağlam ise

devlet yapısı da sağlam ve uzun ömürlü olur. Bunun en güzel örneği Osmanlı toplumudur. Zaman zaman devlet bünyesinde görülen çatlaklar

isyanlar

aile sayesinde toplumun geneline sıçramamış ve bu millet en zor dönemlerde bile

içinde bulunduğu halden

sağlam aile yapısı sayesinde

rahatça silkinip ayakları üstünde durmasını bilmiştir.
Osmanlıda aile sağlamlığını temin eden başlıca âmil

dinimizin bildirdiği şekilde

erkek ve kadının yaratılış gayelerine uygun olarak

toplumda yerini almış olmasıdır. Erkek

rızkı temin için dış hizmette; hanım ise

aile yuvasını ve nesli muhafazada içerde vazife görmüştür. Bu güzel iş bölümünün bir semeresi olarak da

toplumun huzur kaynağı olan

“Büyüklere hürmet ve itaat

küçüklere şefkat ve muhabbet” prensibi teşekkül etmiştir.